Burcu B. Bilgin
(8.5/10)
Çok satan bilim kurgu romanından beyazperdeye aktarılan ve başrolünü Ryan Gosling’in üstlendiği Kurtuluş Projesi/Project Hail Mary, 20 Mart 2026 Cuma günü gösterime girecek.
Filmi basın gösteriminde izleyip sizler için inceledim.
Filmin fragmanını izlemek için linke tıklayın
Marslı/The Martian adlı romanıyla tanınan Andy Weir’ın kitabından uyarlanan Kurtuluş Projesi’nin yönetmeni Phil Lord ile Christopher Miller.
Bu çifte yönetmenli filmin başrolünde Ryan Gosling yer alırken, oyuncuya Sandra Hüller, Milana Vayntrub, James Ortiz, Lionel Boyce, Ken Leung ve Priya Kansara eşlik ediyor. Filmin senaryosu Drew Goddard’a ait.
Film, Hail Mary isimli uzay mekiğinde aniden gözlerini açan Ryland Grace’in (Ryan Gosling) burada neden ve nasıl bulunduğunu sorguladığı açılış sekansıyla başlıyor.
Arada zaman boşlukları olsa da önemli bir misyon için uzayda olduklarını hatırlayan Grace, uyuma bölmelerindeki diğer mürettebatı yani astronot Olesya Ilyukhina (Milana Vayntrub) ile uzay gemisinin kaptanı Kumandan Yao Li-Jie’yi (Ken Leung) kontrol ettiğinde ise ölmüş olduklarını görüyor. Bunun üzerine hafızasında geçmişe doğru bir yolculuğa çıkıyor ve macera başlıyor.
Flashbackte bir bilim insanı iken sözünü pek sakınmadığı için camiadan dışlanan ve hayatını ortaokulda fen bilgisi öğretmeni olarak kazanmaya başlayan Doktor Grace’in bir gün kapısını çalan Eva Stratt (Sandra Hüller) tarafından “özel bir görev” teklif edilmesiyle değişen hayatına tanıklık ediyoruz.
Güneşin astrofaj isimli tek hücreli organizmanın yayılımı yüzünden giderek soğumaya başladığını ortaya koyan ekip, Tau Ceti adlı güneş sistemine giderek astrofajın etkilerini inceleme kararı alıyor ve filmdeki geriye dönüşlerle de Grace’in nasıl uzaya gönderildiğini seyrediyoruz.
Parçalı bir senaryoya sahip olan ve sık sık geçmişe dönerek Doktor Grace’in ekibin parçasıyken nasıl uzaya gönderildiğini izleyiciye anlatmaya çalışan film, açıkçası ta ki birinci dramatik dönüm noktasına kadar pek de diğer uzay filmlerine karşı bir artısı varmış gibi görünmüyor.
Ancak söz konusu gelişmeyle beraber filmin en önemli cezbedici gücü olan o kahramanla, yani Grace’in verdiği isimle Rocky (realize eden ve seslendiren James Ortiz) ile tanışıyoruz.
Yüzü olmayan, dış görünüş olarak taştan bir örümceğe benzeyen Rocky’nin, Doktor Grace ile iletişimi kuvvetlendikçe zeki, esprili, vefalı ve dost canlısı bir “uzaylı” olduğunu öğreniyoruz.
Aslında Kurtuluş Projesi’nin cazibe yaratmasının altındaki en önemli sebep tam da bu canlı, yani Rocky. Öyküye insani bir yön ekleyen bu ilişki sayesinde dostluğa yepyeni bir tanım daha getirmiş oluyor Kurtuluş Projesi.
Masraflı yapımlar olsalar da Interstellar, Gravity veya Marslı gibi alanlarında baş yapıt mertebesinde olan filmler dışında genelde meraklılarını cezbeden uzay filmleri arasında bu yönüyle öne çıkan film, ikilinin el ele üstlendiği görevler kadar birbirlerine verdiği destek ve gösterdikleri fedakarlıklarla da kalpleri ısıtıyor.
Taştan olması sebebiyle “Rocky” ismini verdiği varlığın gezegenindeki eşine de bu filmden esinlenerek “Adrian” adını koyan Doktor Grace, onunla film seyrediyor, müzik dinliyor, yeni arkadaşına dünyayı ve oradaki yaşantıyı da tanıtıyor.
Teknik yönden de bir oyuncu ile stüdyoda tasarlanan bir uzaylıya başrol oynatması sayesinde ön plana çıkan film, bu uzaylıya ilginç bir karakter de yükleyerek benzer ilişkilerin konu edildiği filmlerin arasında söz sahibi oluyor.
Peki benzer ilişkileri hangi filmlerde izlemiştik? Bunların başında 1982 yapımı Steven Spielberg filmi E.T geliyor. Dünya’da mahsur kalan bir uzaylı ile dost olan Elliot (Henry Thomas) adlı çocuğun bu canlıyla ilişkisini konu alan film, bugün bir klasik.
Yıldız Savaşları/Star Wars serisi, farklı bir evrendeki birbirinden değişik canlılar ile insanları bir araya getiren bir başka film. Bu seride özellikle öne çıkan yaşlı Jedi ustası Yoda, serideki bir çok oyuncudan çok daha fazla tanınan bir karakter.
Öyle ki nesne, özne, yüklem sırası gözetmeyen devrik cümleleri, üstün ışın kılıcı ile dövüş becerisi, güç ile ilişkisi, en önemlisi de 9 yüz yıla yakın sürede Luke Skywalker dahil birçok Jedi savaşçısını eğitmesiyle konseyin bu yetenekli ve bilge lideri, sinema tarihine geçti.
Dünya dışı yaratıklarla sadece dost olanlar ve onlardan ders alanlar dışında bir de onlara gönlünü kaptıran film karakteri de var ki anmadan geçmek olmaz.
Suyun Sesi/The Shape of Water isimli Guillermo del Toro imzalı Oscar ödüllü filmde baş karakter, incelenmesi için laboratuvara getirilen yaratığa aşık olup sonunda onunla başka dünyalara gidecek kadar gözünü karartmıştı.
Aslında dostluk etmek için insanların karşısında kanlı, canlı birinin de durması gerekmediğinin kanıtını ise Cast Away adlı filmde Tom Hanks’in rol arkadaşında görüyoruz.
Uçak kazası sebebiyle ıssız bir adaya düşen Chuck Noland (Tom Hanks), tam dört yıl boyunca Wilson adını verdiği voleybol topuyla dostluk etmiş ve çok şey paylaşmıştı.
İşte Kurtuluş Projesi de tam olarak bu örneklerde olduğu gibi bir dostluk hikayesi. Bu öyle bir arkadaşlık ki ait olduğu dünyada ailesi, eşi, sevgilisi, arkadaşı olmayan, yapayalnız bir insanın uğruna ölünecek değil yaşanacak birini dahi bulamazken taştan, örümcek formlu bir canlıyı her şeyin üzerine koyabilmesinin öyküsü aslında.
Kısacası, bir şeyler paylaşmanın, arkadaşlık etmenin, onun için bir şeyleri göze alabilmenin, onu uyurken izlemenin bile değerli olmasını hiçbir şeye kıymet verilmeyen günümüzün insanının yüzüne tokat gibi vuran bir film.
Elbette ki bu dostluğu bu kadar güzel anlatan unsur, en önemli unsurun da Ryan Gosling’in eşsiz oyunculuğu olduğunun altını çizmek gerekiyor.
Zaten hayatında değer verecek bir şey veya kimse bulamazken bir de uzayda bir başına kalmış, ancak aradığı değer karşısına hiç beklemediği bir yerde çıkmış olan bir adamın hikayesini 156 dakika boyunca en iyi biçimde beyazperdeye yansıtan Gosling, Matt Damon’ın Marslı’daki başarısını tekrar ediyor.
Filmin zirve anları arasında Doktor Grace ile Rocky’nin dans sahnesi, yumruk çakışmaları, baş parmak yukarı işaretini Rocky’nin bir türlü öğrenememesi ve ikilinin cam fanusun ardından sarılma sahneleri yer alıyor.
Karşısında diyalog sürdürebileceği biri varmış gibi Rocky ile sohbet eden Gosling’i izlerken de akla Wilson ile tüm hayatını paylaşan Tom Hanks’in gelmesi kaçınılmaz.
Filmde diğer rollerden yana bahsedecek çok şey olmasa da flashback sahnelerinde gördüğümüz bilim insanı Eva Stratt rolünde Sandra Hüller’in de görevini yaptığını söyleyebiliriz.
Bunun dışında da Kurtuluş Projesi’nin bir kişilik ya da Rocky ile beraber iki kişilik bir film olduğunu göz önünde bulundurursak kadroyla ilgili başka bir yorum yapmaya gerek yok.
Uzay misyonu detaylarıyla süslü bu dostluk öyküsünde Amazon/MGM Stüdyoları teknik yönden de sınıfı geçtiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Özellikle Rocky’nin yaratılması ve Gosling’in rol arkadaşı olarak hikayeye eklenmesi konusundaki başarı filmin en büyük artısı. Uzay sahneleri de stüdyonun şanına yakışır biçimde beyazperdeye getirilirken, filmin mutlaka IMAX olarak izlenmesini tavsiye ederim.
Netice itibarıyla, Dünya’da aradığını bulamayan bir adamın görev için gittiği uzay boşluğunda gerçek dostlukla tanışmasının öyküsü olan Kurtuluş Projesi/Project Hail Mary, “benim,” diyen drama filmlerinin ötesine geçen ölçüde duygulara hitap ediyor.
Hikayesi çok güçlü olan, senaryosuyla da bunu destekleyen film, Ryan Gosling’in cazibesi ve başarılı oyunculuğuyla taçlanıyor ve teknik anlamda da sınıfı rahatlıkla geçiyor.
Bir uzay macerası sunarken aynı zamanda da bir dostluk öyküsünü de önünüze koyan film, her iki türün meraklılarına da ayrı ayrı hitap ediyor.
Her iki türe ilgi duyan seyirciyi de bağlayacağını düşündüğüm Kurtuluş Projesi’nin izlenmesini tavsiye ederim.




















Yorum Yapılmamış: "Kurtuluş Projesi: Uzayda dostluk başkadır"