Masumiyet Müzesi: Mutlu aşk yoktur

Burcu B. Bilgin

(8.0/10)

Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un aynı adlı romanından ekrana uyarlanan Masumiyet Müzesi adlı dizi uzun süredir merakla bekleniyordu.

Netflix yapımı diziyi izleyip sizler için değerlendirdim:

Fragmanı Youtube’da izlemek için linke tıklayın

Masumiyet Müzesi

Yönetmen koltuğunda Zeynep Günay’ın oturduğu dizide Kemal Basmacı rolünde Selahattin Paşalı, Füsun Keskin rolünde ise Eylül Lize Kandemir yer alıyor.

Senaryosunu Ertan Kurtulan’ın yazdığı Ay Yapım imzalı dizide ayrıca Oya Unustası, Tilbe Saran, Bülent Emin Yarar, Gülçin Kültür, Ercan Kesal, Hasan Erdem, Bora Akın, Zeynep Dinsel, Tolga İskit, Onur Ünsal, Enes Danış, Eren Kabatepe, Jessica Taşçı, Aybike Turan, Cem Bayurgil, Neslihan Arslan ve Cansel Elçin rol alıyor.

Orhan Pamuk

Pamuk’un 1990 yılından itibaren müzeyi ve romanı birlikte düşünerek objeler topladığı, bu objeleri kafasında tasarlayarak romanı yazdığı, ardından da objeleri müzede topladığı projenin kitabı 2008’de yayımlandı. Müze ise 2012 yılında Çukurcuma’da ziyarete açıldı.

Bu ilgi çekici projeden uyarlanan dizi film, kitabın baş kahramanı Kemal (Selahattin Paşalı) ile Pamuk’u aynı karede buluşturan sekansla başlıyor. “Hayatımın en mutlu anıymış. Bilmiyordum,” diyen ana karakter Kemal Basmacı, Pamuk’tan topladığı objelerin hikayesini anlatan bir kitap yazmasını istiyor. Bu noktadan sonra geçmişe dönülüyor ve öykü başlıyor.

Masumiyet Müzesi

Hikaye, 1970’li yılların başlarında İstanbul’un varlıklı kesiminin ikamet ettiği Nişantaşı semtinde başlıyor. Bir diplomatın kızı olan Sibel (Oya Unustası) ile flört eden ve nişanlanmaya hazırlanan Kemal, bir akşam yemekten dönerlerken sevgilisinin Şanzelize Butik adlı bir mağazanın vitrininde Jenny Colon marka bir çanta görmesi üzerine ertesi gün sürpriz olarak çantayı almak üzere butiğe gidiyor.

Kemal, burada çalışan uzak akrabaları olan Füsun (Eylül Lize Kandemir) ile rastlaşıyor ve çantayı alıyor. Ancak çanta üzerinden başlayan tesadüfler zinciri, ikiliyi yıllar sürece saplantılı bir aşka sürüklüyor.

Masumiyet Müzesi

Bu arada, “sahtelik ve orijinallik” tartışmalarına yol açan ve bu sebeple de her şeyi başlatan çantanın markası olan Jenny Colon da sahte. Daha doğrusu aslında böyle bir marka yok, tamamıyla Orhan Pamuk tarafından kitap için icat edilmiş bir isim.

Ancak ünlü yazara ilham veren Jenny Colon ise gerçekten var. 1855 yılında Paris’te bir sokak lambasına kendini asarak intihar eden ünlü Fransız şair Gerard de Nerval’in aşık olduğu Jenny ya da gerçek ismiyle Marguerite Colon, 19. yüzyılda yaşamış bir opera ve tiyatro sanatçısı.

Masumiyet Müzesi

Yalnız dizinin ilk bölümü itibarıyla göze batan birkaç aksaklığa da dikkati çekmek gerekiyor. Bir kere daha ilk sahnelerde karşımıza çıkan Kemal’in o dönemde 60 yaşında olduğu belirtiliyor. Ancak yapılan makyaj, oyuncuyu en az 70-75 yaşlarındaki bir insana dönüştürmüş.

Aynı şekilde sırtının haddinden fazla kamburlaşması, ses tonu ve tüm genel hatlarıyla yaşından fazla, hatta aynı sahneyi paylaştığı 73 yaşındaki Pamuk’tan da fazlasıyla yaşlı duruyor. Ayrıca makyaj da fazla acemi ve plastik, oyuncuyu mezardan çıkmış bir zombi gibi gösteriyor.

Masumiyet Müzesi

Yine bir başka sorunu da Nişantaşı sokaklarını gördüğümüzde fark ediyoruz. Neredeyse herhangi bir yaşanmışlık taşımıyormuşçasına yeni görünümlü sokaklar, buranın gerçekten 1970’lerdeki İstanbul sokakları değil bir film seti olduğunu gözümüze gözümüze sokuyor.

Sokaklar öylesine set havasında ki aynı yapaylığı en son TRT dizisi Seksenler’de görmüştük. Gerçi orada da pek fazla gerçekçi olma gibi bir kaygının var olduğunu düşünmüyorum.

Masumiyet Müzesi

Bu oyuncakmış gibi görünen evler, arabalar ve sokaklar ne kadar acemi işiyse dizinin önemli bir bölümüne ev sahipliği yapan Merhamet Apartmanı da o kadar gerçekçi ve canlı.

Kemal’in annesi Vecihe Hanım’ın (Tilbe Saran) birkaç kez kullandığı eşyaları bir araya topladığı bir ev olan Merhamet Apartmanı’ndaki bu daire, Kemal ile Füsun’un aşkına tanıklık ediyor ve içindeki her bir obje de bir o kadar özenle seçilmiş.

Masumiyet Müzesi

Zaten Masumiyet Müzesi de Kemal ile Füsun’un öyküsü olduğu kadar aslında her biri bir başka hikaye anlatan bu objelerin de anlatımı.

Füsun’un F harfli küpesinden üç tekerlekli bisiklete, kara kulaklı sokak köpeği biblosundan genç kızın içtiği izmaritlere kadar yaşanmışlığı anlatan bu objeler, başlı başına titiz bir çalışmanın ürünü.

Masumiyet Müzesi

Aslında hikayenin henüz başlarında Kemal ile Füsun’un bir bakıma ilişkilerini de zora sokan kişiliklerine ve yaşama bakışlarına her ikisinin de annelerinin neden olduğunu görüyoruz.

Kemal’in eşya biriktirme huyu, bunlara takıntılı olması annesinin bir koca daireyi eski eşyalarla doldurmasından ileri gelirken, cemiyet hayatındaki yerine büyük önem atfeden Vecihe Hanım her iki oğlu Kemal ve Osman (Tolga İskit) ile eşi Mümtaz (Bülent Emin Yarar) üzerinde de sürekli baskı kuruyor.

Masumiyet Müzesi

Vecihe Hanım’ın “zayıf karakterlilik” diye nitelendirdiği yasak bir ilişkiyi Mümtaz Bey de 30’lu yaşlarında kuruyor ve bu ilişkiyi kurduğu genç kadın hayatını kaybediyor.

Aynı yola oğlunun da sapmasında aslında sadece heyecan arama düşüncesi yok. Mümtaz Bey de tıpkı oğlu Kemal gibi kendini Nişantaşı çevresine ve sosyeteye ait hissetmiyor. Her ikisinde de aslında daha sade ve mütevazı yaşantıları keşfetme arzusu var.

Masumiyet Müzesi

Her ne kadar sevimli ve anaç bir anne figürü gibi görünse de Füsun’un annesi Nesibe (Gülçin Kültür) de zengin bir ailenin fakir akrabası olarak oldum olası dikey sosyal geçiş takıntısına sahip.

Bu takıntısı sebebiyle daha 18 yaşını doldurmadan kızı Füsun’u, hem de yaşını büyük göstererek güzellik yarışmasına sokan Nesibe, kızının bir ömür boyu zengin ve/veya şöhretli olma hayalleri kurmasına sebep olmuş. Bu nedenle de Füsun hikaye boyunca önce Sibel’e özeniyor, belki de bu yüzden Kemal’den etkileniyor. Sonrasında ise oyuncu olma düşlerine kapılıyor.

Masumiyet Müzesi

Bu arada tabii burada bir parantez açmak gerekirse Orhan Pamuk’un sürekli sosyal, toplumsal ve politik öğelerle bezediği romanında dönemin değer yargılarına da bolca yer veriliyor.

Önce Sibel’in, sonra da Füsun’un, Kemal’in önünü, arkasını düşünmeden hareket etmesinin de etkisiyle evlilik öncesi cinsel ilişkiye girmesi, o dönemin şartlarında evlenmemiş genç kızları zora sokan bir şey. Amiyane tabirle “sonuna kadar gitme” yolunu seçen ve Kemal ile mutlaka evleneceğini düşünen Sibel ve itiraf etmese de bu umudu taşıyan Füsun, kadın üzerindeki sosyal baskıyı farklı toplumsal sınıflara ait olsalar da ikisi birden yaşıyor.

Masumiyet Müzesi

Roman, döneme ayna tutsa da toplumsal ve sosyal öğeleri oldukça aza indirgemeyi düşünen ve daha çok bir “aşk dizisi” kıvamına gelmiş olan Masumiyet Müzesi, kısıtlı da olsa o yılların kilometre taşı olan kimi önemli gelişmelere de yer veriyor.

Mesela 15 Kasım 1979 tarihinde Kadıköy açıklarında kaza yapan ve günlerce yanan Independenta adlı petrol tankerinin yarattığı dehşet, 1980 askeri darbesi gibi tarihi dönüm noktalarını dizide izleme fırsatını yakalıyoruz.

Masumiyet Müzesi

Dizinin beşinci bölümünde Kemal’in Fatih sokaklarında başlayan ve buradaki Fatih Oteli’nde kalmaya başlamasıyla süren yolculuğu, hikayenin başlarında “aidiyet sorunu” yaşayan protagonistin aslında oldukça kırılgan olan özgüvenini daha yoksul semtlerde yeniden kazanmasına sebep oluyor.

“Uzun süreden beri ilk defa deliksiz uyudum,” dediği Fatih Oteli’nin camındaki “Kalorifer yanıyor,” yazısı bunun bile o bölge için bir lüks olduğunun altını çizerken, sokakta oynayan çocukları, sokak köpekleri, geçen lüks bir otomobile hayretle bakan insanlarıyla Fatih’in 1970’lerdeki yüzü, dizinin bu bölümünde başarıyla resmediliyor.

Masumiyet Müzesi

Bu sahnelerdeki gerçekçilik, pek tabii sahiden Fatih’te çekim yapılmasından kaynaklanırken, Nişantaşı sokaklarının o göz kanatan maket vari görüntüsü de bir nebze giderilmiş oluyor.

Füsun’un daveti üzerine tam bir yıl sonra Kemal’in onun dünyasına geri dönmesi ve bu kez işin içine Keskin ailesinin fertlerinin de girmesiyle öykü bir başka yere doğru evriliyor. Zira artık karakter dönüşümünün yeni bir durağına ulaşmış Füsun’u izliyoruz.

Masumiyet Müzesi

Hayattaki bir çok umudunu yitirmiş Füsun, ilerleyen bölümlerde Vecihe Hanım’ın “Hayattan çok çekmiş gibi bir hali var. Gözlerinde öfke mi kin mi adlandıramadığım bir şey gördüm,” tanımına tam manasıyla uyuyor.

Ancak bu kez de oyunculuk hayalleri kurmaya başlayan, gününün büyük kısmını film izleyerek geçiren, Kemal’in sermayesi ile kurulan Limon Film sayesinde de şöhrete kavuşacağına inanan Füsun’un bu hali, gerçekten de o dönem kızlarının oyuncu olma üzerine kurdukları büyük hayallere bir gönderme. Öyle ki bu sebeple evden kaçan, halk arasındaki deyimle “kötü yola düşen” kızların haberleri basına da konu olmuştu.

Masumiyet Müzesi

Biraz durağan başlayan ilk bölümlerin ardından hızlanan hikayesiyle merak uyandıran Masumiyet Müzesi, son iki bölümde de hafiften yine hız kesiyor ve o şaşırtıcı, hüzünlü finaliyle de son buluyor.

Her ne kadar sekizinci bölüm biraz durağan olsa da sembol ve metaforlar açısından oldukça zengin, Zeynep Günay’ın da yönetmenlik becerisini başarıyla ortaya koyduğu bir bölüm oluyor.

Masumiyet Müzesi

Boylu boyunca uzanan ayçiçek tarlaları, Keskin ailesinin evinde olup Kemal’in alıp götürdüğü köpek biblosunun kanlı canlı örneği sokak köpeği, Füsun’un kırmızı otomobille bir örnek kırmızı elbisesi, kırmızı ayakkabıları, kırmızı ojeleri ve rujunun bütün olarak ölümü çağrıştırması ile çok başarılı bir bölüme imza atılıyor.

Ancak diğer bölümlerden kısa olan final bölümü maalesef bütün içinde bir yama gibi sırıtıyor. Bunun yerine tekrarlardan kaçınılarak sekizinci bölümde tüm bu gelişmelerin özetlenmesi daha yerinde olurdu.

Masumiyet Müzesi

Netice itibarıyla sevdiği kızın bile “kleptoman ve yalancı” olarak gördüğü, kendini arayan ve doğup büyüdüğü zengin çevrelerde bulamayan, bulma umudunu ilk gördüğü kişiye karşı da saplantı geliştiren, ruhsal yönden sıkıntılı genç bir adamla özel ve önemli olmak için mutlaka zengin ve/veya ünlü olmak gerektiğini düşünen, maddi sıkıntılarını ve sorunlarını böyle aşabileceğine inanan genç bir kadının trajik hikayesini anlatan Masumiyet Müzesi, aslında bu iki kişiden çok dönemini anlatan objelerin hikayesi.

“İnsanlar unutur ama eşyalar unutmaz,” diyerek anları ölümsüzleştiren bir adamın trajedisi gibi görünen, ama aslında dönemini toplumsal olayları, sosyal baskıları ve türlü gelişmeleriyle anlatan Masumiyet Müzesi, edebiyatımızda bir kilometre taşı.

Masumiyet Müzesi

Diyaloglardan çok Pamuk’un usta kaleminden betimlemeler, anlatımlar ve iç seslerle akan bir eser olduğu için filme çekmenin oldukça zor olduğu Masumiyet Müzesi, senarist Ertan Kurtulan’ın başarısı metni sayesinde öyküyü anlatmakta hiç zorlanmıyor.

Ancak dizi, aslında senaryosundan çok teknik detaylarda sınıfta kalıyor. İlk bölümde Kemal’in, son bölümde ise Kemal’in yanı sıra Sibel ve Zaim’in (Onur Ünsal) da eklenmesiyle bir zombiler ordusunu andıran makyajları, maket şehirleri andıran Nişantaşı seti, zaman zaman konuşmaların anlaşılmaması nedeniyle neredeyse alt yazıya ihtiyaç duyulması dizinin handikaplarından.

Masumiyet Müzesi

Buna karşın Merhamet Apartmanı’ndaki ve Çukurcuma’daki dairelerin ayrı ayrı objeleriyle beraber en iyi biçimde ekrana yansıtılması, titiz bir sanat yönetiminin ürünü olarak öne çıkıyor.

Oyunculuklara gelecek olursak, en başa altın harflerle Kemal Basmacı rolündeki Selahattin Paşalı’yı yazmak gerekiyor. Romanı okurken Kemal olarak gözümüzde birini canlandırmamışsak bile şu andan itibaren yapabileceğimiz yeniden okumalarda genç oyuncuya rahatlıkla buraya yerleştirebiliriz.  Paşalı sevinirken, üzülürken, gizlice objeleri cebine yerleştirirken, Füsun’un rujunu sürerken, avaz avaz inlerken her anıyla rol yapmıyor adeta hikayeyi yaşıyor.

Masumiyet Müzesi

Hikayede Füsun Keskin olarak izlediğimiz Eylül Lize Kandemir’in aslında hem şansı hem de şanssızlığı bu kadar etkili bir oyunculuk sergileyen Paşalı ile rol arkadaşı olması.

Ortak sahnelerinde bir yandan Kandemir’in oyunculuğuna katkı yapan Paşalı, buna karşın o kadar üstün bir performans sergiliyor ki karşısında kim olsa ezip geçecek nitelikte. Bununla birlikte Kandemir’in özellikle sekizinci bölümdeki oyunculuğu dişe dokunur ölçüde.

 

Kurak Günler Selahattin Paşalı

 

Diğer oyunculuklara gelecek olursak özellikle iki anne Vecihe rolündeki Tilbe Saran ile Nesibe rolündeki Gülçin Kültür’ün de bir alkışı hak ettiğini söylemek gerekiyor. Her ikisi de diziye çok şey katmışlar.

Füsun’un babası Tarık Bey rolündeki Ercan Kesal, televizyonun üzerindeki kara kulaklı sokak köpeğinin kaybolmasını dert edecek kadar naif, ölçülü ve iyi kalpli baba rolünde yine ustalığını konuşturuyor.

Masumiyet Müzesi

Çok başarılı bir oyuncu olan Onur Ünsal’ı, Meltem Gazozları’nın şımarık sahibi Zaim rolünde kısa da olsa izlemek bir keyifti. Ancak bu kadar iyi bir oyuncudan çok daha fazla yararlanılmasını beklerdik.

Dizinin beş bölümüne damgasını vuran ve Paşalı’nın oyunculuğu altında hiç ezilmeyen Sibel rolündeki Oya Unustası bizi kendine o kadar inandırıyor ki yarın öbür gün Paris’e gitsek Eyfel’in önünde Jenny Colon marka çantasıyla dolaşırken görürmüşüz gibi geliyor. Yeni  projelerde de izlemek dileğiyle.

Masumiyet Müzesi

Sonuç olarak Masumiyet Müzesi gibi Türk edebiyatının yüz aklarından, ekrana uyarlanması da zorlu bir metni alıp ortaya başarılı bir dizi koyan ekibin iyi bir iş ortaya koyduğunu söyleyebiliriz. Ufak tefek sorunlara karşın bu zorlu işin altından başarıyla kalktıkları ortada.

Hele ki Netflix’in yerli yapımları arasından izlenebilir boyutta bir şeyler bulmanın ne kadar zor olduğu düşünülürse Masumiyet Müzesi’ni bir çan eğrisine tabi tutarak notunu yüksek tutmak da gerekiyor. Özellikle kitabı sevenler başta gelmek üzere izlenmesini tavsiye ederim.

Masumiyet Müzesi

 

Yorum Yapılmamış: "Masumiyet Müzesi: Mutlu aşk yoktur"

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.