Sinners: Oscar’ın “kafası karışık” favorisi

Burcu B. Bilgin

(7.0/10)

Yönetmen Ryan Coogler’ın imzasını taşıyan Günahkarlar/Sinners, geçtiğimiz günlerde ilan edilen Oscar adaylıklarında önemli bir rekora imza attı. Film, 16 dalda birden aday gösterilerek Titanic ve La La Land filmlerine ait 14 daldaki adaylık rekorunu geçti.

Peki Sinners gerçekten bu kadar başarılı bir film mi yoksa fazla mı “el üstünde” tutuluyor?

Filmin fragmanını bu linkten izleyebilirsiniz

Sinners

Black Panther serisi ve Rocky uyarlaması Creed ile tanıdığımız yönetmen Coogler’ın farklı bir ton denediği filminin başrolünde Smoke ve Stack takma isimlerini kullanan ikizler Elijah ve Elias Smoke’u canlandıran Michael B. Jordan var.

Filmde diğer rollerde ise Miles Kenton, Delroy Lindo, Wunmi Mosaku, Li Jun Li, Omar Benson Miller, Hailee Steinfeld, Jayme Lenson, Yao ve Jack O’Connell bulunuyor.

Sinners

Film, açılış sekansında bir anlatıcının “Efsaneye göre gerçek müzik yeteneğine sahip bazı insanlar, yaşamla ölüm arasındaki ince tülü yırtabilirmiş. Geçmişin ve geleceğin ruhlarını çağırabilirlermiş. (…) Bu yetenek, topluluklarına şifa getirebilirmiş. Ama kötülerin de dikkatini çekermiş,” sözleri çizimler eşliğinde yer alıyor.

Sinners, Sammie Moore’un (Michael Caton) babasının papazlık yaptığı ve içindeki cemaatin tamamının siyah olduğu “beyaz kiliseye” yüzünde derin çizikler ve gitarıyla bitkin bir halde girişiyle başlıyor. Babası ise oğlunun sağ salim dönüşüne odaklanmaktan çok onun “tövbe etmesine” başka bir deyişle “gitarını ve müziği bırakmasına” çabalıyor.

Sinners

Arkasından olayların bir gün öncesine dönüyoruz ve kendilerine Smoke ve Stack ismini veren ikiz kardeşlerle tanışıyoruz. Üstü açık arabalarında, şık kıyafetler içinde Güneyli bir tüccarın yanına yanaşan kardeşler, anlaşmaları gereği satın almaya hazırlandıkları kereste deposuyla ilgili bu adamla anlaşma yapmaya hazırlanıyor.

Chicago’da Al Capone ile çalışan ve belalı olan Smoke kardeşler, adama “Ancak senin ‘Klan’ arkadaşlarından herhangi birini bölgede görmeyeceğiz,” diye uyarıda bulununca muhataplarının de en az kendileri kadar belalı olduğu ortaya çıkıyor. Tabii bu uyarıdan tüccarı ve (Klu Klux) Klan arkadaşlarını tekrar göreceğimizi de anlıyoruz.

Sinners

Bu noktadan sonra Smoke kardeşleri, Blues müzik yapılacak olan gece kulübü için kadro oluşturmaya çalışırken izliyoruz. Filmin aslında en derli toplu, gerçekçi ve ilgi uyandıran sekansları da bunlar oluyor.

İkili, kuzenleri olan Sammie dışında eğlence için alkolik Blues müzisyeni Delta Slim (Delroy Lindo ), yemek pişirmek için Annie adında bir büyücü ( Wunmi Mosaku ) bara bakmak için Grace (Li Jun Li) ve eşi Bo Chow (Yao) ve kapıyı korumak için Cornbread (Omar Benson Miller) ile anlaşıyor.

Sinners

Stack, birçok kişinin beyaz zannettiği, kendilerini büyüten beyaz süt annelerinin kızı Mary’yi  (Hailee Steinfeld) çevrelerinden uzak tutmaya çalışsa da gençlikte sevgilisi olan kız her seferinde çıkageliyor. Bu arada, Smoke’un ölmüş çocuğunun annesi olan büyücü Annie de Mary gibi geçmişten bir başka sevgili.

Sammie’nin istasyonda görerek aşık olduğu yerel şarkıcı Pearline (Jayme Lawson) de katılınca grup tamamlanıyor. Filmin buraya kadar geçen kısmı mekan seçimleri, kullanılan renk paleti ve Blues ezgileriyle  seyirciyi geçmişin güney eyaletlerinde bir gezintiye çıkarıyor.

Sinners

Buna karşın bu çok karakterli filmin kahramanlarını detaylı tanıma fırsatını bulamıyoruz. Sanki senaryo yazarı ve yönetmen Coogler, bile isteye karakterlerini izleyiciye tanıtmıyor.

Karakterleri tanımıyor olmak, Sinners filminin tek aksayan yönü değil. Aynı zamanda filmin akışına baktığımızda yoğunlaşılacak ana karakterlerin Smoke ve Stack mi yoksa Sammie mi olduğunu da algılamak mümkün olmuyor. Yönetmenin kadrajına almaya çalıştığı ana hikaye, Missisippi Delta Blues’unun simgesi Robert Johnson’ın hayat öyküsüne dayansa da bölük pörçük bir anlatımla karşılaşıyoruz.

Sinners

Filmin temel aldığı söylentideki müzisyen Johnson, halk arasında “ruhunu şeytana satan gitarist” olarak tanınıyor. Buna göre, bir gece dolaşmaya çıkan Johnson, bir anda karşısında şeytanı buluyor. Şeytan, ruhuna karşılık, onu efsane yapmayı öneriyor. Robert Johnson da bunu kabul ediyor.

Böylece şeytan, Johnson’ın gitarının akordunu değiştiriyor ve o gece işler değişmeye başlıyor. Bu efsanede ünlü müzisyenin gitar akordunun alışılagelmişin dışında olduğu ve sırrını kimseye vermemesinin de payı var. Bu arada, Robert Johnson’ın bir gözü kör. Sinners’ta Sammie’nin yüzündeki derin yara izi de bunu temsil ediyor.

Sinners

Buraya kadar güneyde zor şartlar altında bir gece kulübünün kurulmaya çalışılmasını izliyoruz ve sonra birden Coogler, dümeni bambaşka bir yöne doğru kırıyor.

O ana kadar görmediğimiz bir kahraman daha hikayeye dahil olarak bir ailenin kapısını çalıyor ve “içeri davet edilmek” istiyor. Bu ana kadar realist bir güney hikayesi izlerken, bu adamın yani Remmick’in (Jack O’Connell) gelişiyle hikaye de tür değiştiriyor, daha doğrusu “türler arası” bir yola sapıyor.

Sinners

Remmick’in evine girdiği karı koca ve bu gizemli adamdan biraz uzaklaştığımızda ise yeni açılan gece kulübünün ilk müdavimlerini ağırlamaya başladığını izliyoruz. Bu arada, filmin hoş ayrıntılarından biri de dikkatli gözlerin fark edeceği üzere dans edenler arasında türlü dönemlerden kıyafetler giymiş insanların da oluşu.

Tarihin farklı dönemlerinden giysiler giyenler olduğu gibi günümüzden, hip hop, rap müzik dinleyen kişilerin de grubun içinde olması dikkati çekiyor. Eğlence tüm hızıyla akarken, bazı davetsiz misafirlerin kapıda belirmesiyle Sinners bir vampir filmine evriliyor.

Sinners

Filmin geldiği bu yeni sapak, izleyiciyi sinema tarihinde bir gezintiye çıkararak 1996 yılına götürüyor. Robert Rodriguez’in yönettiği, Robert Kutzman’ın bir hikayesine dayanarak Quentin Tarantino’nun sinemaya uyarladığı Günbatımından Şafağa Kadar/From Dusk Till Dawn filmini anımsıyoruz.

George Clooney ve Harvey Keitel’ın başrolünü üstlendiği filmde de yine vampirler ve tehdit ettiği insanlar bir bar ekseninde buluşmuş, ancak bu kez bar sahipleri vampir, dışarıdakiler kurbanlar olarak kümelenmişti. Yine o filmin de bir kısmı gangster, diğer kısmı korku/gerilim/super natural filmdi.

Sinners

Bu benzeşmeyi, yönetmen Ryan Coogler’ın, müzisyen Johnson’a yaptığı gibi bir saygı duruşu olarak görmek mümkün. Filmde bu noktadan sonra bir ölüm kalım savaşı izliyoruz ve çekimlerin bir korku filmi ekseninde oldukça başarılı olduğunu da söyleyebiliriz.

Filme yer yer katılan ve Sinners’ın toplam süresinin oldukça geniş bir süresini alan Blues şarkıları da bu sahnelerin izleyici üzerindeki etkisini ikiye katlıyor. Sinners

Burada mevzu bahis vampirler, aslında siyahlara haklarını vermeyen/vermek istemeyen beyaz nüfusun ırkçı kesimi, içeride kendi barlarını ve müziklerini korumak isteyenlerin de Amerika’da barınmaya çalışan siyahlar/kızılderililer/türlü azınlıkları simgeliyor.

Bu sahnelerde bir alegoriyle siyah-beyaz mücadelesini işleyen Coogler, bir sahnede Slim’in ağzından “Beyazlar da Blues dinlemeyi sever ama o bizim müziğimizdir,” diyerek beyazların Blues dahil hemen her alanda siyahlar üzerinde söz sahibi olmaya çalıştığını açıklıyor.

Sinners

Aynı şekilde Remmick’in “Hikayelerini istiyorum. Şarkılarını istiyorum. Sen de benimkileri alacaksın,” sözleriyle Sammie ile anlaşma zemini araması, Amerika’da siyah/beyaz kültürlerin birbirine entegre olmasına, bu yapılırken de beyazların siyahların elinde her ne varsa almaya çalışmasına gönderme yapıyor.

Yine bu sahnelerden birinde Smoke’un, kardeşi Stack’e “Özür dilerim. Sen benim iyi yanımdın. Seni her zaman korumaya çalıştım,” sözleri üzerine Stack’in “Özür dileme. Korudun,” demesi ikilinin aslında tek karakterin iyi ve kötü tarafları olduğunu gözler önüne seriyor.

Sinners

Bir ölüm kalım savaşının ardından bu savaşın çok az galibiyle beraber film sona ererken, karakterlerin bir bir aramızdan ayrılması seyircinin üzerinde maalesef beklenen duygusal bir etkiyi yaratmıyor.

Bunun ana sebebi de hikayenin ikinci dramatik noktası olan korku/gerilim kısmına geçilmeden önce karakterlerin bize iyi tanıtılamamış olması. Yüzeysel olarak tanıyabildiğimiz karakterlerin kaybı da doğal olarak sert bir etki oluşturmuyor.

Sinners

Sinners filminde finale de tuhaf bir sahne ile gidiliyor. Bu sahne 1992 yılında geçiyor ve filmin iki vampir kahramanının sürpriz bir şekilde hayatta kaldığını öğreniyoruz. Aynı sahnede müzisyen Johnson’ı, yani filmdeki ismiyle Sammie Moore’u da görüyoruz.

Filmin dayandığı hikayeye gönderme olan bu sahne, fazla açıklayıcı ve filmin sona erişinin ardından ana gövdeye uyumsuz bir ekleme gibi görülüyor.

Sinners

Filmin geneline bakacak olursak belli ki Akademi üzerinde türler arası geçişler ve deneyselliğiyle yüksek bir etki yaratmış filmin özellikle de “siyah/beyaz ayrımı” kozunu oynaması rekor sayıda adaylık elde etmesini sağlamış gibi duruyor.

Metaforlar ve simgeler aracılığıyla siyah-beyaz çatışmasını beyazperdeye getiren yönetmen, her ne kadar iyi bir fikirle yola çıkmış olsa da filmin dağınık havası, asıl amacını yerine getirmesinin önünde en önemli engel olarak duruyor.

Sinners

Coogler, hikayenin yaklaşık bir saatten fazlasını buna ayırsa da karakterleri tanıtamaması, filmin aslında Blues efsanesi Johnson’ı temel alan Sammie’nin mi yoksa ikiz kardeşlerin mi hikayesi olduğuna bir türlü karar verilememesi gibi sorunlar, Sinners’ın eksileri.

Oyuncuların, özellikle de Delroy Lindo başta gelmek üzere görevlerini iyi yapmalarına karşın canlandırdıkları karakterlerin oldukça flu oluşu nedeniyle seyirci, kahramanlarla bağ kuramıyor ve finalde kendini duygusal bir noktaya oturtamıyor.

Sinners

Dolayısıyla her ne kadar 16 dalda Oscar adaylığı elde etse de Sinners, yola çıktığı fikri kağıt üzerinden uygulamaya çok iyi geçirememiş, dağınık bir film olarak karşımıza çıkıyor.

Her tuşa basarak hem müzikal, hem drama, hem de korku filmi olma çabasındaki film, bu nedenle ne iyi ne kötü bir yapım olarak karşımızda duruyor. Şimdi gözler Oscar gecesinde…

Sinners

1 Yorum: "Sinners: Oscar'ın "kafası karışık" favorisi"

Yorum yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.