Burcu B. Bilgin
Takvimler 2016 yılının yaz aylarını gösterirken izleyiciyle buluşan Stranger Things, uzun süren bir serüvenin ardından beşinci sezonu ve final bölümüyle izleyici karşısına çıktı.
Ekranda 42 bölüm boyunca seyirciyle buluşan dizinin final sezonunu izleyip sizler için değerlendirdim:
Fragmanı Youtube’da izlemek için tıklayın
Çekimleri başlamış olmasına karşın araya giren pandemi nedeniyle setini iptal eden Stranger Things, o dönemin üzerinden de oldukça uzun zaman geçmesine karşın seyirciyle buluşamadı.
Dördüncü sezonun üzerinden üç buçuk sene geçtikten sonra yeni sezonu nihayet yayınlanan dizinin henüz ilkokul sıralarında bıraktığımız küçük kahramanları liseye giden birer ergen olarak ekrana döndü. Ancak değişen sadece kahramanları değil aynı zamanda da dizinin ana çizgisiydi.
Zira Stranger Things’i sevdiren ve diğer dizilerin önüne geçiren birkaç faktör vardı. Bunların başında 1980’lerin havasını ekrana taşıyan farklı çizgisiydi. O döneme ve 90’lı yılların başına ait film ve dizilere kapalı montajlar yapan Stranger Things, böylece değişik bir yol takip ediyordu.
Dört sezon boyunca Elm Sokağı Kabusu, It, E.T, Goonies, Gremlins, The Exorcist, 13. Cuma, Alien, Çığlık, Stand By Me, Terminatör, The Shining, Hayalet Avcıları, Halloween gibi çığır açan yapımlara göndermeler yapan dizi, bilenlere nostalji yaşatırken yeni kuşaklara da o dönemi öğretmişti.
Stranger Things, bununla da kalmamış her sezona farklı bir tema getirerek bir zinciri tamamlamıştı. Mesela ilk sezonda uzaylıların ve başka dünyadan varlıkların konu edildiği filmlere, ikinci sezonda bilim kurgu, üçüncü sezonda macera, dördüncü sezonda korku filmlerine göndermeler yapıldı.
Dönemin ünlü şarkılarının da yer aldığı dizide ayrıca bu filmlerden karakterlerin benzerlerine, sahnelerinden çağrışımlara, hatta bu ikonik filmlerin oyuncularının birebir aynı oyunculara yer verildi.
Dizi bununla da kalmayıp dönemin havasını birebir yaşatmak için 80 ve 90’ların ünlü şarkılarını da bölümlerine fon olarak kattı. Öyle ki dört sezon boyunca Stranger Things dizisinin playlistleri izleyicinin en çok dinlediklerinin arasında yer aldı.
Bu şarkılara yer verilirken de bazen sezonun teması olarak rock, pop gibi müzik türleri belirlenip bu tarz şarkılar dizide kullanıldı, bazen ise dizi oyuncuları bu şarkıları seslendirerek seyircisine nostalji dolu anlar yaşattı. Bu anların zirve noktası Dustin ile Suzie’nin Never Ending Story parçasını seslendirmesiydi.
Klibi Youtube’da izlemek için tıklayın
Yine dönemin kültürünü yansıtan Magnum gömlekleri, kaykaylar, kabartılmış saçlar, rengarenk vatkalı ceketler, bol jeanler, futbol kartları gibi öğeler de dizide yer bulurken, dönemin önemli olayları da Stranger Things’te konu edildi.
Örnek vermek gerekirse ABD ile SSCB arasındaki Soğuk Savaş, Pepsi Cola ile Coca Cola rekabeti, rehine krizleri, Doğu Bloğu ülkelerinden Batı’ya kaçan bilim adamları, çılgın komplo teorileri de dizinin konuları arasındaydı.
Dolayısıyla Stranger Things, sadece sıradan bir bilim kurgu dizisi olarak nitelendirilebilecek bir dizi değil çığır açan ve yeni bir janr yaratan çok ama çok farklı bir yapımdı. Ancak dişiyle, tırnağıyla meydana getirdiği bu çizgiyi pandemi döneminde setinin iptal etmesiyle kendi elleriyle yok etti.
Beşinci sezona başladığımızda ilk fark ettiğimiz şey, dizinin bu ana çizgisi oldu. Artık ortada ne başka filmlere, dizilere yapılan kapalı montajlar vardı, ne döneme yön veren ilginç olaylar, ne o yılların parçaları ne de kültüründen öğeler. Karşımızda benzerleri, hatta daha iyileri çoktan çekilmiş sıradan bir bilim kurgu yapımı duruyordu.
Aslında konuyu bu kadar uzatmayı, sündürmeyi düşünmemiş olan Duffer Kardeşler, pandemi sonrasında bir türlü meseleyi toparlayamamış olsalar gerek Stranger Things, beklediğimizden de uzun bir süre sonra ekrana döndü.
Üstelik de birbirinden şirin altı genç dizide artık lisedeydiler, gerçekte ise aslında Caleb McLaughlin (Lucas Sinclair) yirmi dört, Finn Wolfhardt (Mike Wheeler) , Max Mayfield (Sadie Sina) yirmi üç, Gaten Matarazzo (Dustin Henderson), Noah Schnapp (Will Byers), Millie Bobby Brown (Eleven/Jane) yirmi bir yaşına gelmişti. Dizideki yaşları ise on altı idi.
Dizide ağabey ve ablaları yaşında olanlar ise artık erişkin olmuş, Joe Keery (Steve Harrington) otuz üç, Charlie Heaton (Jonathan Byers) 31, Natalia Dyer (Nancy Wheeler) otuz ve Maya Hawke (Robin Buckley) da yirmi yedi yaşına gelmişti. Halbuki dizide yirmi yaşında olmaları gerekiyordu. Küçük Erica’yı canlandıran Priah Ferguson bile artık on dokuz yaşındaydı gerisini siz hesap edin.
Ebeveynleri hiç sormayın artık ellili yılların ortaları veya sonlarında bulunduklarını hemen her sahnede belli ettikleri gibi, elli yaşındaki David Harbour’un (Jim Hopper) formunu çoktan kaybetmiş olması aksiyon sahnelerinde de sırıtıyordu.
Sorun yalnızca dizi kastının göze batan yaşları değildi, aynı zamanda da konu artık yeni yönlere gidebilecek durumda değildi. Zaten artık elindeki tüm dizi ve film referanslarını da tükettiği için senaristler de ellerindeki materyalden belli ki bir şey çıkaramıyordu.
Zaten konu çok da öyle sezonlar boyu sürebilecek gibi olmadığından beşinci sezon daha ilk bölümlerden tıkandı. Referanslardan yoksun, oyuncuları rollerine artık fiziksel görünümlerinden bakış ve duruşlarına kadar eskisi gibi uyum sağlayamayan dizi, pandemiden bu yana geçen zamanda kan kaybetmiş, yıllar Stranger Things’in aleyhine işlemişti.
Adeta “metal yorgunluğu yaşayan” dizi, geçen sezonda Vecna’nın kim olduğunun ortaya çıkması ve asıl kimliği olan Henry’nin laboratuvarda yapılan işlemlerle kanının başka çocuklara aktarılması metoduyla nasıl bir nevi klonladığının aydınlanmasıyla artık herhangi bir gizemi aydınlatamaz durumdaydı.
Bu sezon, “zihin hırsızı” ve başka 12 çocuğun daha Henry tarafından kullanılmasına yoğunlaşan dizi, bu yolla başta Will Byers’ın kaçırılmasıyla arada köprü oluşturup baştaki gizemi yeniden yaratmayı hedefliyordu ancak olmadı.
Çünkü starlarını çoktan yaratmış olan dizinin önünde yeni çocuk kahramanlar yaratacak kadar bir süre yoktu. Mike ile Nancy’nin kızkardeşi Holy (Nell Fisher) beklenen aurayı oluşturamadı.
Dizinin yeni sezonuna nefes aldıran tek karakter ise Derek Turnbow (Jake Connelly) oldu. Genç yaşına karşın güçlü bir oyuncu olan Turnbow, sezonun ilk dört bölümünde büyük bir ivme yarattı. Ancak geri kalan bölümlerde senaryoya gerektiği gibi oturtulmadığından bu fırsat da yok oldu gitti.
Sezonun bölümlerini uzun tutan, en kısası bir saatin üzerindeki bu bölümlerde de temcit pilavı gibi aynı konuları ısıtıp ısıtıp önümüze getiren dizinin son sezonundaki tek iyi bölümü Büyücü/Sorcerer isimli ilk kısmın dördüncü bölümü oldu.
Bu bölümde Will Byers’ın “sürü bilincine bağlanma” yoluyla Demogorgon’un bütün canavarlarını püskürtmesi, çocukluğundan bu yana süren tüm travmalarını temize çekerek bir kahraman gibi ayağa kalkması, sezonu ve diziyi kurtaran bir hamleydi.
Bolca sıkıntılı dakikadan sonra diziden “hala çok şey bekleyen” sadık seyircisi, bu bölümün yarattığı etki sayesinde Stranger Things’i affetmeye hazırdı ve anında onca eksikliğe rağmen sosyal medyada bir “Büyücü Will” fırtınası esmeye başladı.
Dizinin aslında buna benzer bir finalle sona ermesi, Duffer Kardeşler’in yapması gereken şeydi. Bu sahneyi buradan alıp yedinci ve final bölümüne monte ederek macerayı müthiş bir şekilde bitirmek varken beşinci sezon, çok sıkıcı bir ikinci kısımla devam etti.
Yine dakikalar boyunca aynı konuları izlediğimiz ve ekibin bir plan oluşturmaya başladığını gördüğümüz ikinci kısımda sadece ve sadece Henry’nin travmasının nereden kaynaklandığını izleyebildik.
Bir de sinema teknolojisinin tüm imkanlarından faydalanılan cafcaflı aksiyon sahneleri, yaldızlı görsel efektler, patlayan, çatlayan iki dünyaya tanık olduk. İkinci kısmın “Köprü” adlı son bölümü ise dizinin Dark gibi “zamanda kırılmaya” benzeyen bir yöne doğru gittiğini, yani “Başaşağı Dünya’nın” bildiğimizden çok daha başka bir yer olduğu düşüncesini yaratmaya çalıştı.
Toplam iki saat sekiz dakika süren finale geldiğimizde ise böyle bir “izafi zaman algısının” olmadığını fark etmemiz bir oldu. Dizi, yine “ters köşe” yapacağı gibi bir izlenim oluşturmuş, ancak “eski tas eski hamam” olmaktan ileri gitmeyen bir durumdaydı.
Bolca görsel efekte batıp çıkmış bir saatlik sürenin ardından elimizde kala kala Henry’nin “kriptonit” gibi bir maddeye maruz kaldığını öğrenmemiz kaldı ki hiç mi hiç ilginç değildi. Tamamen tahmin edilebilir bu finalde majör kahramanlardan sadece biri kaybedildi, o da hatta muğlak bırakıldı. Oysaki bu dizi, Game of Thrones gibi evlatlarına hiç acımayan bir başka yapımdı ve gücünü de bir nebze buradan alıyordu.
Dizinin bir saate yakın zamanını ise kahramanların yeni hayatlarını izlemekle geçirmemiz de ayrı bir sıkıntıydı. Evet, tabii ki bu tip dizilerde karakterlerin birkaç yıl sonra nerede olduğunu görmek keyif verir ama bu uzun mu uzun süren diyaloglar boyunca olmasa daha iyidir.
Hawkins sakinlerinin olaylardan sonra yaşadıklarını bunca dakikaya yaymak da olsa olsa uzun bir finalle seyirciyi bunca süre boyunca ekran karşısında tutma kurnazlığının bir sonucu olabilir.
Dolayısıyla ekranda yeni bir tür yaratarak çığır açmış olan Stranger Things, çok kötü olmasa da kesinlikle tahmin edilebilir, sadece teknoloji sayesinde ayakta durabilir, sıkıcı bir senaryoya sahip beşinci sezonuyla son buldu.
Eski sezonların hatırına yine de olumlu hatırlamayı tercih edeceğimiz dizi, ekran tarihine geçen onlarca eşsiz sahnesi, göndermeleri, başarıyla seçilmiş oyuncuları, müzikleri, hele ki buram buram nostalji kokan anlarıyla unutulmaz arasında. Pandemiden sonra yolunu kaybedip ayağa kalkamayan Stranger Things için yine de şunu diyeceğim: İyi bilirdik.



















Yorum Yapılmamış: "Stranger Things final: İyi bilirdik"