Müslüm: Bazıları cehennemde büyür

Burcu B. Bilgin

“…Hor görülenlerin isyanıdır bu/Sevip sevilmeyenlerin isyanıdır bu/Düzensiz dünyanın günahıdır bu/Yakarsa dünyayı garipler yakar”…

Özellikle 80’lerde zirve yapan, köyden kente göç edenlerin başını çektiği geçim sıkıntısındaki dertli insanların baş tacı yaptığı arabesk müziğin ”babası” Müslüm Gürses’in 59’unda biten dramatik hayatını anlatan ”Müslüm” seyirciyle buluştu.

Müslüm’ün öyküsü, Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesine bağlı Fıstıközü köyünde başlıyor. Daha filmin ilk karelerinde küçük kardeşinin ölümüne, babasının soğuk ve acımasız yüzüne, sonrasında ailenin Adana’ya göçüne şahit oluyoruz.

Hayata 1953 yılında Müslüm Akbaş ismiyle gözlerini açan Gürses’in Adana’da baba şiddetiyle geçen yılları, senaryosu usta romancı Hakan Günday ile Gürhan Özçiftçi tarafından kaleme alınan filmde sert ve vurucu bir sinema diliyle ele alınıyor.

Müslüm Ayça Bingöl

Filmin ana mesajını veren, iskeletini oluşturan bu sahnelerde her ne kadar Gürses arabeskçi olsa da film, ağdalı ve arabesk bir hüzne kaçmayan bir biçimde Gürses’in acıyla dolu çocukluğunu beyazperdeye getiriyor.

Bu sahnelerde çileli anne rollerinde görmeye alıştığımız Ayça Bingöl çok iyi bir oyunculuk sahneliyor. Ancak özellikle babasının yol açtığı korkunç şiddete ilişkin sekanslar başta gelmek üzere filmin bu bölümünün tartışmasız yıldızı Şahin Kendirci…

Müslüm Şahin Kendirci

12 yaşındayken katıldığı O Ses Türkiye yarışmasında birinci olan, 2015’te Bana Masal Anlatma adlı Onur Ünlü filminde ilk sinema deneyimini yaşayan Şahin, genç yaşta sergilediği ustalıkla göz dolduruyor.

Evin içindeki şiddet dolu ortamda içinden dolup taşan müzik sevgisini adım adım profesyonelliğe doğru taşıyan Müslüm’ün hikayesindeki en dramatik köşe başları içe işliyor. Genç Müslüm’ü halk müziğiyle tanıştıran ustası Limoncu Ali rolündeki Erkan Can da yalın ve usta oyunuyla Kendirci’nin performansına katkı sağlıyor.

Müslüm Şahin Kendirci

Çocukluk/gençlik travmalarını ve baba sorunsalını Daha romanında kaleme alan Günday, Daha’nın baş kahramanı Gaza’nınkine benzer bir dramı gerçekten yaşayan Müslüm’ün öyküsünü yazarken adeta kaleminden kan damlıyor. Filmin bu sahnelerinde bazı insanların 1-0 yenik dünyaya geldiği gerçeğiyle yeniden yüzleşiyoruz.

Müslüm’ün acı dolu çocukluğu, ailenin kendini mutlu hissettiği tek dönemde çekilmiş bir fotoğraf karesinde taçlanıyor, kelimelerin yapamadığını bir kare tüm yalınlığıyla ortaya koyuyor, o fotoğrafı Gürses ömrü boyunca saklıyor.

Müslüm

Bu sahnelerin ardından filmde Gürses’i oynamayan, adeta yaşayan Timuçin Esen geminin dümenine geçiyor. Müzik çalışmalarıyla da tanınan oyuncu, filmdeki tüm parçaları kendi yorumluyor. Film boyunca Esen’in saçının telinden jest ve mimiklerine kadar kendi olmaktan çıkıp Müslüm Gürses olduğuna tanıklık ediyoruz.

Gürses’in çok sevdiği kardeşi Ahmet ile ilişkisinin anlatıldığı sahnelerde Taner Ölmez rolde kendini çok iyi gösteriyor. Ahmet’e ilişkin flashbackler ise film içinde biraz kopuk kopuk kullanılıyor.

Müslüm Taner Ölmez

Filmin ikinci yarısının gündeminde ise daha çok Müslüm Gürses-Muhterem Nur (Zerrin Tekindor) aşkı var. Nur’a daha ilk gençliğinde gittiği sinema salonlarında izlediği filmlerle aşık olan Gürses’in onunla tanışması ise kendi yol açtığı talihsiz bir olayla gerçekleşiyor.

Esasen filmin kadrosu açıklandığında role uyup uymadığı konusunda kafamda kuşku uyandıran Tekindor, hayli minyon olan Muhterem Nur’a nazaran oldukça uzun boylu kalmış.

Müslüm Zerrin Tekindor

Lakin Nur’un Müslüm Gürses’e beslediği sevgiyi, en az onun kadar çileli geçen çocukluk yıllarını anımsayışını, sonraki dönemde yaşadıklarını buğulu bakışlarıyla iyi biçimde veren oyuncu üstüne düşeni yapıyor.

Öldü zannedilerek morga kaldırılan, ancak ”ikinci yaşamında” sağlık sorunlarıyla boğuşan Gürses’in alkol bağımlılığının eşine şiddet uygulamaya kadar gidişi de filmde işleniyor.

Müslüm

Bu sahnelerde cesur davrandıkları, Gürses’in zaaf ve hatalarını örtbas etmekten çekinmedikleri için senaryo ikilisini bir kez daha tebrik etmek gerekiyor. Yunus Emre’nin felsefesini benimseyen, kendini bıçaklayan genci bile affeden Gürses’in Doktor Jekyll/Mr.Hyde romanındaki gibi kendi olmaktan çıktığı sahneler, filmin vurucu anlarından…

Ketche ve Can Ulkay’ın kamera arkasının Martin Szecsanov’un görüntü yönetimiyle başarıyla birleştiği filmin Esen’i baştan yaratan makyaj ve dönemi iyi yansıtan kostümleri de diğer artılarından…

Müslüm Timuçin Esen

Filmin eksilerine gelince; özellikle ikinci kısımda Müslüm’ün gençlik yıllarındaki üstün hikaye anlatıcılığı yerini bolca müziğe, daha az sayıda diyaloğa bırakıyor. Esen’in sahne performansına diyecek yok ama Gürses’in ”babası” olduğu jilet atan gençler, görkemli konser sahnesi dışında çok az işleniyor.

Akıcılığı ve dramatik düzeyi yüksek filmin bir sahnesinde Gürses’in bir görüntüsünün otomobil galerisine müşteri olarak yerleştirilmesini ise aşırı derecede yadırgadım. İzleyiciyi etkilemek şöyle dursun resmen karikatürizeydi.

Müslüm

Gürses’in popüler müziğe yönelişinin sadece tek bir sahne performansında gösterildiği ve sebeplerinin hiç işlenmediği film bu şekilde de finale varıyor.

Böylece çocukluk, ilk gençlik, babasıyla ilişkileri, eşiyle tanışması gibi sahnelerdeki başarısıyla öne çıkan film asıl temasının altını da finaldeki jenerikte akan ”Babası gibi bir baba olmak istemediği için kendisi baba olmadı” yazısıyla çiziyor.

Müslüm

Netice itibarıyla Müslüm, arabesk müziğin babasını özellikle çileli çocukluğu ve ilk gençlik travmalarıyla izleyiciye tanıtan, onun yaptığı müziğin aslında yaşamının bir özeti olduğunu vurgulayan bir film…

Aslında Hakan Günday’ın o eşsiz kaleminden damlayan, başrolü Gürses’e verdiği yeni bir dramatik baba-oğul romanı… Filmin finalindeki cümledeki gibi: Herkes cennette doğar, bazıları cehennemde büyür….

Müslüm

3 Yorumlar: "Müslüm: Bazıları cehennemde büyür"

  • comment-avatar
    Çıplak Yazar 29 Ekim 2018 (11:44)

    Çok güzel bir inceleme yazısı olmuş teşekkür ederim Burcu Hanım.

    Filmi henüz izlemedim ama sanırım Müslüm Gürses’in kendi sesinden hiçbir şarkı çalınmamış açıkçası bu beni çok üzdü. En azından iki ses üst üste bildirilerek son sahnelerde falan Müslüm Gürses’in kendi sesinden şarkılar kullanılabilirdi diye düşünüyorum. Onun dışında sürekli sinek kaydı bir yüzü var filmdeki Müslüm Baba’nın. Ancak İsyankar, bağrı yanık gibi plakları çıktığı dönemlerde Müslüm Baba uzun sakallıydı. Keşke filmin bir kısmında da oyuncu böyle uzun sakallı olsaydı.

    • comment-avatar
      sinekaf 29 Ekim 2018 (18:26)

      Birinci belirttiğiniz özellikle öyle yapılmış. Mesela Bohemian Rhapsody filminde Freddie Mercury’nin sesinden verilecek tüm şarkılar. Bu filmde herhalde inandırıcılık açısından tam tersi yöne gidilmiş. Bir kez de öyle dinleyip karar vermek gerekir, belki o zaman böylesinin daha iyi olabileceğini düşünüyorum.

  • comment-avatar
    erdoğan 2 Kasım 2018 (11:52)

    Film çok güzeldi dram doluydu ama en büyük eksiklik sebebini bir türlü anlayamadım film boyunca müslüm gürsesin kendi sesinden birtane şarkı çalınmadı ulan bari film devam ederken arka planda paylaşın adamın filmini yapıyorsunuz bari hiç birininde paylaşamadını son harbiye açık hava konserinde sesiyle şarkısını gösterin büyük hata bence

Yorum yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

""