Burcu B. Bilgin
(8.5/10)
Başrolünü Haluk Bilginer ile Feyyaz Yiğit’in üstlendiği Soyut Dışavurumcu Bir Dostluğun Hikayesi Veyahut Yan Yana adlı film izleyici rekorları kırıyor.
Türkiye’nin ilk IMAX filmi unvanını da elinde bulunduran filmi izleyip sizler için değerlendirdim:
Senaryosunu Feyyaz Yiğit, Aziz Kedi ve Mert Baykal’ın yazdığı, yönetmenliğini de Baykal’ın üstlendiği filmin diğer oyuncuları Hatice Aslan, Bige Önal, Murat Onuk, Meyra Ahsen Temel, Şirin Öten ve Berk Gündem.
Gerçek bir hayat hikayesinden esinlenerek ilk olarak Fransa’da Intouchables ismiyle çekilen, daha sonra ABD’de de The Upside adıyla bir uyarlaması yapılan film, zengin ve felçli bir adamla ona bakmak üzere işe alınan, yoksul, deli dolu ve eğlenceli yardımcısının hikayesini işliyor.
Filmin açılış sekansında, kaldırımın yanında park halinde bulunan lüks bir otomobilde filmin iki kahramanını görüyoruz. Refik Bey (Haluk Bilginer) ile önlerindeki “çakarlı” otomobili geçip geçemeyeceğine dair iddiaya tutuşan bakıcısı Ferruh (Feyyaz Yiğit) devlet görevlisi olan bu ekiple sonunda karşı karşıya geliyor.
İkili, kendilerine silah doğrultan ekibi, Refik’in bir atak geçirdiğine inandırarak karşı araçtaki ekibin eskortluğunda hastaneye ulaşıyorlar. Ekip, geçmiş olsun dileğinde bulunup ayrılırken ikili de oyunu bitirip gerçek rotasına yöneliyor ve macera başlıyor.
Sonrasında hikayenin üç ay öncesine dönerek birbirine siyah ve beyaz kadar zıt iki kafadar Refik ile Ferruh’un tanışmasının öyküsünü izliyoruz. Refik’in bakıcısı olabilecek niteliklerin hiçbirine sahip olmayan, zaten bunu da saklamayan, ancak ağzı çok laf yapan Ferruh’un mülakatta ilgisini sadece iki şey çekiyor: Refik’in güzel asistanı Figen (Bige Önal) ve bu görüşmeden “ganimet” olarak eve götüreceği bir tabak.
Hiçbir işte dikiş tutturamayan, Roman bir ailenin evlatlığı Ferruh, aynı günün akşamında annesiyle hararetli bir tartışmaya girip kendini kapının önünde buluyor. Ancak ertesi gün talihi dönüyor ve yeniden köşke çağrılıyor.
O güne kadar kendi kumaşı olmayan işlere başvuruda bulunan Ferruh, ehliyeti olmadığı halde şoförlük bile yapıyor. Zaten bakıcılık işinin neleri içerdiğinin de asla farkında değil. Bir anda işe alınınca da görev tanımı içindeki işleri öğrenmek zorunda kalıyor ve her seferinde sarsılıyor.
Ancak ikilinin ilişkisi, gitgide daha eğlenceli bir maceraya evriliyor. Aklına geleni söyleyen, akla, hayale gelmedik çıkışlarda bulunan, ne söylense inanılmaz karşılıklar veren Ferruh, buna karşın evin enerjisini tamamen olumlu yönde değiştiriyor.
Filmin dinamiği, tam olarak Refik ile Ferruh’un zıtlığı üzerine kurulu. Klasik müziğe meraklı, resmi, sanatı seven, operaya giden Refik, bu “soyut dışavurumcu dostluk” sayesinde kendinin farklı yönleriyle tanışıyor.
Onun sevdiği tüm hobileri Ferruh’a ya komik ya da fuzuli geliyor. Milyonlar saydığı sanat eserlerinin benzerini yapabileceğini iddia ediyor, operada kahkahalarla gülüyor, binlerce liralık pırlantalar ona göre sahtesinden farksız. Ancak zamanla evde katı kuralları olan kahya Lale (Hatice Aslan) bile bu spontan adam karşısında yumuşuyor. Yani Ferruh kurallara uymuyor, evi “kendi kurallarına” uyduruyor.
Aslında Refik’in istediği de tam olarak bu. Hemen her engelli bireyin istediği gibi merhamet odağı olmamayı arzuluyor, özel muamele istemiyor. Böylece düşünmeden davranan, aklına geleni söyleyen Ferruh, onun bu ihtiyacını karşılıyor.
Hatta Ferruh hakkında uyaran arkadaşına bu düşüncesini şöyle aktarıyor: “Biliyor musun bazen unutup bana telefonu uzatıyor. Söylediğim her şeye katılmıyor, hatta karşı çıkıyor. Ben bana bir insanın dürüst davranmasını özlemişim.”
Aslında kağıt üzerinde asla “yan yana” gelemeyecek ikilinin macerası her seferinde başka bir eğlenceli yöne savrulurken, zıtlıklar birbirinin içinde eriyor, sonra da siyah ve beyazın karışımı ile kendi gri tonlarını tutturuyorlar.
Refik asla hayal etmediği şekilde kendini gecenin 04.00’ünde Haliç’te gezerken buluyor, sabaha karşı yemekler yiyip sohbetler ediyor, evde hiç olamayacak ölçüde eğlenceli partiler düzenleniyor. Ferruh ise adım atmayacağı operada dört saat oturuyor, sanat galerilerini geziyor, biri için üzülüp kaygılanmayı öğreniyor. Macera finale dek böyle akıp gidiyor.
Peki bu gyurlama orijinali ile kıyaslandığında nasıl bir yol çiziyor? İlk sahneden başlayarak ana filmin akışını neredeyse sahne sahne izleyen Yan Yana, o hikayeyi “bize” uyduruyor.
Mesela orijinal yapımdaki meşhur Earth Wind and Fire imzalı Boogie Wonderland eşliğinde bakıcı Driss’i canlandıran Omar Sy’nin meşhur dans sahnesi, Yan Yana’da darbuka eşliğinde oyun havalarına dönüşüyor. Ayçöreğinin yerini Getir’den gelen börek, Kool and The Gang’in parçalarının yerini arabesk şarkılar alıyor.
Şimdiye dek edebi uyarlama olsun, film veya dizilerin yeni çevrimleri olsun en sık getirilen eleştiri yeni bir şey katayım derken özünden uzaklaşma üzerine olurken, Yan Yana bu orijinalden çok uzaklaşıldığı için beğenilmeme riskinin önüne böyle geçmeye çabalıyor.
Bu konuda güzel bir çözüm bularak ana rotada ilerlerken “Bu öykü, Türkiye’de geçse nasıl olurdu?” sorusunun cevabını veriyor. Diyalogları biraz değiştiriyor, daha “yerli malı” espriler koyuyor, ama asıl yolundan da kesinlikle sapmıyor.
Oyunculuklara gelecek olursak artık Haluk Bilginer dünyada bir marka olmuş durumda. Son olarak Baba adlı tiyatro oyununda, uyarlaması olan filmde Anthony Hopkins’in de üstlendiği Alzheimer hastası yaşlı adam karakterini üstün başarıyla canlandıran oyuncu, bu rol için de biçilmiş kaftan.
Feyyaz Yiğit’e gelince evet Ferruh’u iyi canlandırıyor. Ancak zaman zaman Gibi’de canlandırdığı Yılmaz karakterini, Recep İvedik filminde Şahan Gökbakar’ı veya ismini verdiği dizide Doğu Demirkol’u izliyormuşuz gibi geliyor. Bu tip roller birbirine iyice benzedi zaten. Geneli iki kişilik bir film olan Yan Yana’da diğer oyuncular görevlerini yapıyor.
Yan Yana filminin “ilk IMAX Türk yapımı” olmasından dolayı bir IMAX salon seçip izledim. Ancak açıkçası bu tarzda bir filmin IMAX olarak çekilmesinin bir farkı olmadığını gördüm.
“Gerçeğe en yakın üç boyutlu teknoloji” ile çekilen IMAX filmler, bilindiği üzere seyirciye perdenin ortadan kalktığı hissini verir, izleyiciyi filmin içine taşır. Mesela bir kelebek burnunuza konmuş hissedersiniz, dört nala muharebelere girersiniz. Ama bu film için o his için müsait değil, böyle sahneler barındırmayan bir komedi/dram yapımı.
Son olarak her üç filmin de dayandırıldığı asıl hikayeye gelecek olursak, aynı filmdeki gibi felçli bir iş insanı olan Phillippe Pozzo di Borgo ile bakıcısı Abdel Yasmin Sellou’nun dostluğu, 2023’te di Borgo’nun vefatına kadar tüm sıcaklığı ile sürmüş.
Paris’te yolları kesişen geçmişte küçük bir sabıkası olan bakıcı Abdel Sellou ile di Borgo, aynı filmdeki gibi zıtlıklarına rağmen can yoldaşı olmuşlar, sosyal sınıf, statü, ekonomik durum konusundaki farkları gözetmeden de bunu sürdürmüşler.
Peki Nuri Bilge Ceylan’ın Kuru Otlar Üstüne adlı filminden bu yana neredeyse boş olan sinema salonlarını yeniden dolduran Yan Yana neden bu kadar sevildi? Öncelikle Haluk Bilginer faktörü çok önemli.
Ünlü aktörün birkaç sahne göründüğü filmler, diziler bile seyirciden büyük ilgi görüyor, seyirci sırf Bilginer’i izlemek için tiyatro oyunlarına gidebiliyor. Emmy ödüllü aktörün ülkemiz için bir şans, filmler, diziler, tiyatro oyunları için de referans olduğu aşikar. Yine Feyyaz Yiğit de Gibi dizisiyle hatırı sayılır bir seyirci tuttu.
İkincil olarak kaliteli komedi ile dramın birbirinin içine geçmesi yine bir başka önemli unsur. Zira ekonomik, sosyal, siyasi bir boğulma hissi içindeki toplum, gerçekten güldürecek, hatta sadece gülümsetse bile yetecek bir şeyler arıyor.
Son olarak 2011 yılında gösterime giren ve o dönemde de büyük ilgi gören, ödüller alan Intouchables, sıcacık hikayesi ile izleyenleri ya da ismini duyup fırsat bulamayanları çevresinde topluyor.
Netice itibarıyla bilinen ve sevilen sıcacık bir öyküyü “bize uyarlayan” ve bunu da iki iyi oyuncu eşliğinde gerçekleştiren Yan Yana, sinema salonlarının makus talihini de biraz olsun değiştirmiş durumda.
Toplumun ayrışmadan, farklılıkları öne sürerek uzaklaşmadan, birbirini kucaklamaya ihtiyaç duyduğu bir dönemde böylesine zıt iki karakterin dostluğu aslında hepimizin özlediği bir şey. Bu keyifli yapımı izlemenizi tavsiye ederim.


















Yorum Yapılmamış: "Yan Yana: Sevgi anlaşmak değildir"