Burcu B. Bilgin
(6.0/10)
Netflix ekranında izleyici karşısına çıkan Kimler Geldi Kimler Geçti isimli romantik komedi dizisi, yeni bölümleriyle seyircisiyle buluştu.
Dizinin üçüncü sezonunu izleyip sizler için değerlendirdim:
Resmi fragmanı Youtube’da izlemek için linke tıklayın
İlk sezonunda Sex and the City, Friends, How I Met Your Mother gibi meşhur dizilerden ve Bridget Jones’un Günlüğü, Kaçak Gelin gibi klasikleşmiş romantik komedilerden yaptığı kolajla pek de özgün olamayan dizi, ikinci sezonuyla büyük bir atağa kalkmıştı.
Leyla Taylan’ın (Serenay Sarıkaya) multi milyarder iş insanı Cem Murathan (Hakan Kurtaş) ile ilişkisinin ağırlıkta olduğu ikinci sezonda dizi, o meşhur “esinlenme” yüklerinden kurtulmuştu. İkili arasındaki uyumun gücünün yanı sıra, Murathan ailesinin karanlık işleri, aile geçmişindeki şüpheli ölümler, Cem’in gizli ajandası gibi konularla izleyicinin dikkatini çekmişti.
Ancak Leyla’nın, sevgilisi Cem’in karanlık işlerini fark etmesi ve önceden gördüğü tüm kırmızı bayrakların gerçek olduğunu anlamasıyla tam da beklendiği şekilde kopmuşlar, ikinci sezon finaline ise sürpriz bir evlilik damga vurmuştu.
Leyla’nın, üst katına taşınan Ali (Fatih Artman) ile ilişkisi seyirciye gelecek vaat eden, nihayet toksiklikten uzak, uyumlu bir bağ gibi gelmişti. İlk sezonun ötesinde olumlu gelişmelere sahne olan diziyi burada bırakıp üçüncü sezonu beklemeye başladık.
Ay Yapım imzalı dizinin üçüncü sezonunda da senaryoyu Ece Yörenç üstlenirken, yönetmen koltuğunda Bertan Başaran oturmaya devam ediyor.
Dizide Serenay Sarıkaya, Fatih Artman, Hakan Kurtaş, Metin Akdülger, Boran Kuzum, Ahmet Rıfat Şungar, Meriç Aral, Efe Tunçer, Esra Ruşan, Gülcan Arslan, Kamil Güler, Zeynep Tuğçe Bayat, Cem Güler, Züleyha Yıldız, Joy (Buddy) Perihan Savaş, Selçuk Borak, Serap Önder, Seray Sever ve Edis rol alıyor.
Yeni sezon, Leyla’nın, Cem ile yaşadığı fırtınalı ilişkinin ardından kafasını toplamak için gittiği ABD’den dönüşüyle başlıyor. Eş zamanlı olarak grubun diğer üyelerinin, Şeyyaz’ın yani Feyyaz’ın (Boran Kuzum) şeflik yaptığı oteldeki tatilini izliyoruz.
Söz konusu otelde Cem ile Defne’nin (Gülcan Arslan) de bulunduklarına tanık olurken, İstanbul’da da “kafasını toplayamayan” Leyla, beraberinde Ali (Fatih Artman) Ömer (Metin Akdülger) “dayıcan” Can Taylan (Kamil Güler) ve tabii Buddy ile yola çıkıyor. Onların da katılımıyla ekip tamamlanıyor ve macera başlıyor.
Yazlık bir mekanda renkli bir şekilde başlayan dizinin devamında ilk fark ettiğimiz şey, bu renk cümbüşünün devam edemeyeceği oluyor. Çünkü önceki sezonlardan alıştığımız ABD’den İngiltere’ye, yazlık mekanlardan gösterişli evlere kadar uzanan mekan bolluğu artık yok.
Dizide nasıl bir bütçe kesintisi yapıldıysa bütün ekip sadece Leyla’nın evi, apartmanın terası, ofisin yeni taşındığı binanın tek odası ve Cem’in harasına sıkışıp kalıyor.
Bu arada, Leyla ile Ali arasındaki dostluk yerini yeni duygulara bırakırken, ikiliyi sık sık güzel manzaralı, İstanbul’un trafiğinden, karmaşasından, kalabalığından uzaktaki cennet gibi teraslarında izliyoruz.
Öyle ki, başka ülkelerden bir izleyici, “Thank you, Next” İngilizce ismiyle gösterilen diziyi seyrettiğinde İstanbul’u böylesine huzurlu zannedebilir.
Ali de Ömer, Feyyaz ve Sarp gibi kafayı Leyla’ya takarken, aslında Defne’yi sevdiğini zannettiğimiz Cem Murathan’ın da aynı ekipte olduğunu öğreniyoruz. Yani “Ne var oğlum bu Leyla’da?” sorusunu soran sadece Ömer’in annesi değil ekran başındaki herkes soruyordur herhalde.
Sex and the City’nin ana karakteri Carrie Bradshaw bile unutulmuş, aldatılmış, terk edilmiş, arkasından ilişkiler kurulmuş, evlilikler yapılmış bir kadındı. Yani Leyla gibisi dünyada yok, Ömer’in annesinin dikkatine…
Yeni sezonda zaten o kadar az olay var ki, gerçek ismi Joy olan sevimli köpek Buddy bile senaryonun yükünü çeken ana karakterlerden biri olup çıkıyor.
Evet, hepimiz geçen sezonlarda Buddy’nin ne kadar tatlı, akıllı, rol kabiliyeti fazla bir köpek olduğunu belirttik ama tam iki bölümü sırtlamasını da sanırım kimse beklemiyordu.
Buddy’ye travma yaşatan, Leyla’nın ise bir türlü kafasından çıkmayan Cem Murathan’ın açtığı yaraları Ali sarmaya çalışırken, enteresan bir sürprizle karşılaşıyoruz.
Ali’nin her araması, Leyla’nın telefon ekranında özellikle gösterilirken tam isminin “Ali Yöreoğlu” olması dikkati çekiyor. Yani Ece Yörenç’e şöhret getiren Aşk-ı Memnu dizisindeki Yöreoğlu ailesi ile oyuncu oğlu Ali Yörenç’in bir kesişim kümesiyle karşı karşıyayız.
Ali Yöreoğlu’ndan söz etmişken, Leyla ile ilişkisi bir ara neredeyse “friendzone” seviyesine sürüklenecek gibi olsa da sonradan romantikleşmeye başlarken, esasen ikilinin arkadaş kalmasının daha iyi bir fikir olduğunu anlıyoruz.
Zira Leyla ile Ali arasındaki kimya o kadar sıfır noktasında ki iki kanka arasındaki elektrik bile daha fazladır. Aynı battaniyenin altında otururken dertleşen iki kardeş gibi görünen ikili, romantik sahnelerde de geçer kimya notunu tutturamıyor. Zaten bu sahneler de yok denilecek kadar az, hele ki Leyla’nın geçen sezonlardaki ilişkilerini düşünürsek…
Leyla’nın yeni hayatı sadece lüks mekanlardan, müthiş evlerden, seyahatlerden, safkan atların koşturduğu haralardan uzak kalmasına neden olmuyor, giyim kuşam zevkine de yansıyor.
Dizinin bütçe daralmasının gösterişli mekanlarla sınırlı kalmadığını, yeni sezonda Türkan Şoray’ın ünlü karakteri “Balıkçı Azize” gibi giyinmeye başladığını görüyoruz. Saçı, başı deseniz Allah selamet.
Eski sezonlarda ünlü markaların kıyafetlerini giyen Leyla’yı artık H&M marka hırkalar, gömlekler, kazaklarla, mahalle arasında köpek gezdirirken giydiği balıkçı çizmeleriyle, salaş pantolonlarla görüyoruz.
Arada, yani mahkemeye giderken Bottega Veneta bir çanta da göze çarpsa da herhalde o da Serenay Sarıkaya’nın kendine aittir. Kostüm tasarımcısı Başak Dizer Tatlıtuğ’a bu durumda pek gerek kalmış gibi gözükmüyor ki oradan da yapacakları kısıntıyla bayağı bir para cepte kalabilir.
Tüm bunların yanında, diziye masraf çıkarmayacak şekilde, yani sponsor aracılığıyla diziye katılan iki araba için senaryoya ek sahneler eklendiği görülüyor. Leyla’yı sırf araba gözüksün diye rahmetli Atatürk Havalimanı’na götürmeleri de bunlardan biri.
Leyla, 2026 model kahverengi/beyaz bir Mini Cooper ile buraya geliyor. Yine Funda (Meriç Aral) da başka bir sahnede son model bir Renault Clio arabayla görülüyor.
Leyla dışındaki diğer karakterlerin pek bir anlam ve önem arz etmediği dizide Aral’ın Renault kullanmak dışındaki diğer bir işlevi de şarkıcı Edis ile beraberliği.
Salt Edis’e sahne yazmak için diziye iliştirilen dakikalar içerisinde İsa ile havarilerinin son akşam yemeği tarzındaki bir sekans da yer alıyor ve bu sırada Edis şarkı da söylüyor. Zaten dizideki görünürlüğü de bu kadar oluyor.
Dizinin ilk sezonundaki ağırlığı iyice azalan Ömer’i canlandıran Metin Akdülger, Feyyaz rolündeki Boran Kuzum ve Sarp rolünde Ahmet Rıfat Şungar da aslında Edis’ten çok az daha fazla görünüyor.
Magazin kraliçesi Asuman rolüyle diziye iliştirilen Seray Sever, iki avukat İskender ile Beliz’i canlandıran Cansel Elçin-Zeynep Tuğçe Bayat çifti de ikişer, üçer sahnede görünüp kayboluyor. Bu kadar oyuncuya da zaten gerek yok, hele ki bölüm başına aldıkları yüksek kaşeleri düşünecek olursak…
Her bölümün başında ve sonunda “O adam geldi,” diye seslenmekten başka bir işlev üstlenmeyen Ali’nin manevi kızının ekran süresi ise burun farkıyla bu gruptan fazla.
İlk iki sezonda ilişkilerini anlayamadığımız Can ile Cihan (Cem Güler) arasındakinin de romantik bir ilişki olduğunu nihayet ayrıldıklarında öğreniyoruz.
Bu arada bir de Ali’nin çektiği belgeselde konu edindiği anne ve babasının “zorunlu göçü” de kafa karıştırıyor.
Ali, kendisi 13 yaşındayken Almanya’ya gitmek zorunda kalmalarını “90 yazı, Trabzon’dayız. Bir yıldır dedemlerin yanındayız. Annem, babam siyasi yasaklı, yani mecbur göçmüşüz yanlarına,” diye anlatıyor ve onların öğretmen olduklarını, ancak siyasi görüşleri yüzünden iş bulamadıklarını söylüyor.
1980 darbesi sonrasında bu durumdan etkilenen insanların ülkede çoklukta olduğu malum. Ancak durumun 1990 yılına kadar sarkması, hatta ilerleyen yıllarda da sürmesi oldukça ilginç.
Mecburiyet olduğunu düşünecek olsak bile ailesinin Ali’yi neden Türkiye’de bırakıp gittiği, onu sonradan da olsa neden yanlarına almadıkları da karmaşık. Yani sırf dizinin içine sosyal bir sorun koymak için bu konunun işlendiği aşikar.
Bu gibi konularla zaman zaman değişik uzantılar arayan dizi sonuna geldiğinde ise sanırım herkes, “Şimdi biz ne izledik?” diye kendi kendine sormuştur.
Yani Leyla’nın Cem, Cem’in de Leyla takıntısı, ortaya karışık bir Cem Murathan davası, Ali ile Leyla’nın “kimyasız” aşkı, Buddy’nin psikolojik sorunları ve ekipteki Murat ve gay olan Cihan dışındaki tüm erkeklerin Leyla’ya olan aşkıyla bir sezon daha geride kalıyor.
Oyunculuklara gelecek olursak, ikinci sezonda aşama kaydeden Serenay Sarıkaya, üçüncü sezonda nedendir bilinmez bıraktığımız yere dönmüş gibi görünüyor.
Hele ki Ali’ye dertlerini anlatırken bir ağlama krizi sahnesi vardı ki montajda çıkarılmamasına hayret ettim. Bir insan bu kadar mı kötü rol yapar.
Fatih Artman çoktan rüştünü ispat etmiş bir oyuncu ama Ali’nin ne kadar kimyası Leyla’ya uymamışsa usta oyuncunun enerjisi de bu diziye uymamış.
Hakan Kurtaş, çok yakıştığı Cem Murathan rolüyle diziyi ayakta tutan temel taşlardan biri. Bu tür roller için biçilmiş kaftan olan Kurtaş da olmasa izlenecek hiçbir şey kalmayacak gibi.
Üzerine düşeni fazlasıyla yapan bir diğer oyuncu da Defne rolündeki Gülcan Arslan. Depresyonlu, alkolik, problemli Defne rolünde Arslan, Sarıkaya’nın birkaç katı iş görüyor.
Yine dizinin tam iki bölümü ayırdığı Buddy rolündeki yetenekli köpek Joy da dizinin dikkat çekenlerinden. Özellikle altını çiziyorum zira pek çok oyuncudan daha fazla sahnesi var. Bölüm başına aldığı ücreti de merak ediyorum.
Dolayısıyla geride bıraktığımız üçüncü sezon, hiçbir şey anlatmayan, aynı sahneler etrafında dönüp dolaşan, ana rollerdeki Leyla ve Ali karakterlerinin uyuşmadığı, bir çok karakterin de her zamanki gibi işlevsiz kaldığı bir sezon.
Dizinin ana çekim noktası olan gösterişli mekanlar, yurt dışındaki lokasyonlar, birbirinden şık ve iddialı kombinler, dolayısıyla tüm bunlar iyi bir görüntü yönetimiyle birleştiğinde ortaya çıkan ışıltı da bu sezon bütçe kesintisi yüzünden sönmüş.
Senaryoyu şimdiye dek bu yaldızlı ambalajla önümüze koyan yaratıcılarının acilen yeni konular bulması, en önemlisi de dizinin ana silahı olan bu kostüm ve lokasyon sorununa çözüm aranması, bunca oyuncuya gerek olmadığından lüzumlu bütçeyi bunlara aktarması, Kimler Geldi Kimler Geçti’nin can simidi olabilir.
Aksi takdirde birçok şöhretli ismin toplandığı, ancak çok dağınık olan dizi, ekrandan silinip gidecektir. Yeni sezonda dikkat edilmesi dileğiyle…

























1 Yorum: "Kimler Geldi Kimler Geçti: Maalesef ruhu yok"
Bahriye 3 Haziran 2026 (14:23)
Bazı yerlerde çok güldüm:) kalemine sağlık…