(5.5/10)
Burcu B. Bilgin
Netflix ekranının çok izlenmesine karşın türlü yönleriyle çeşitli tartışmalar başlatan dizisi Zeytin Ağacı, üçüncü ve son sezonuyla ekrana veda etti.
Dizinin final sezonunu izleyip sizler için değerlendirdim:
Fragmanı Youtube’da izlemek için linke tıklayın
Senaryosunu Nuran Evren Şit’in kaleme aldığı hikayenin yönetmen koltuğunda Erdem Tepegöz oturuyor. OGM Pictures yapımı dizide Tuba Büyüküstün, Seda Bakan, Boncuk Yılmaz, Rıza Kocaoğlu, Umut Kurt, Füsun Demirel, Şükrü Özyıldız, Berk Cankat, İlayda Akdoğan ve Atsız Karaduman rol alıyor.
Dizinin açılış sekansında, Çanakkale Savaşı’nda Salih Çavuş’un, yani Ada’nın dedesinin bir düşman askerini kurtardığı, final bölümünde anlamlandırabildiğimiz sahneyi izliyoruz.
Hemen ardından aile dizimi ve şifalanma üzerine eğitim almak için İspanya’ya giden Ada Korkmaz’ın (Tuba Büyüküstün) buradan dönüşünü izliyoruz.
Ada’nın uçakta hayatına girecek yeni “esas oğlanla” yani bir üniversitede antropoloji dersleri veren Özgür (Şükrü Özyıldız) ile tanışmasının ardından dizinin diğer kahramanlarına projeksiyon yapılıyor ve macera başlıyor.
Özgür’ün hayatında yarattığı yeni rüzgarın da etkisiyle üvey kızkardeşi Deniz’i (İlyada Akdoğan) bulma çabalarına girişen Ada, bunda da başarılı oluyor.
Yeni sezonda affetme, ölüm ve geçmişin yüklerinden kurtulma temalarına yoğunlaşılırken, Ada’nın sürekli aralara giren didaktik monologları diziyi neredeyse bir kişisel gelişim programı havasına sokuyor.
Ancak Zeytin Ağacı, Leyla (Seda Bakan) ve Eleni’nin Meyhanesi’ne gelindiğinde havası değişiyor ve eğlenceli bir yaz dizisine dönüşüyor.
Meyhanenin yeni mutfak şefi Yorgos (Berk Cankat) ile hayatından bıkmış ev kadını Leyla’nın aşkını dizi yapsalar yüksek ihtimalle çok daha zevkle izlenirdi.
Bu arada, Yorgo’nun ailesinin mübadele sırasında yaşadıkları ile yine Leyla’nın büyükannesi Eleni’nin mübadele sırasında boğulmasının paralelliği ne yazık ki çok iyi bir materyal olmasına karşın hızla geçiştiriliyor.
Leyla’nın çocukluğunda bir at çiftliğinde yaşadığı kötü anılarının depreşmesinin ardından çocuklarına uyurlarken, “Ben sizi bu dünyadaki kötülüklerden nasıl koruyacağım? Beni annem de babam da koruyamadı. Eğer benden sır saklamazsanız size kendinizi nasıl koruyabileceğinizi öğretebilirim,” demesi ise vurucuydu.
Leyla’nın, kocası Erdem (Umut Kurt) ile iniş çıkışları, çocuklarıyla ilişkisi, yürütmeye çalıştığı meyhaneye odaklanırken aklının da yarım bıraktığı psikoloji eğitiminde kalması gibi, hikayesini gerçek kılan diğer öğeler olarak öne çıkıyor.
Ada ile kardeşi Deniz’in ilişkisine ise tam tersine ultra bir yapaylık hakim. İkili arasındaki dinamik, Tuba Büyüküstün’ün donuk oyunculuğunun da etkisiyle bir türlü izleyiciyi çekemiyor.
Diğer sezonlarda özellikle Fırat Tanış’ın canlandırdığı Zaman ile diyaloglarının etkisiyle az da olsa ilgi çeken Ada, son sezonda ekran tarihinin en antipatik karakterleri arasına ismini yazdırıyor.
Üstelik de Ada’nın hikayesi, başta sona mantık hatalarıyla dolu. Mesela İspanya’ya gitmek için hastanedeki doktorluk görevini bıraktığını bilmemize rağmen bu sezon ameliyat yaptığını dahi izledik.
Branşı olsun olmasın dizideki herkes hastaneye gitmek yerine Ada’nın kapısını çalarken, genel cerrah olmasına karşın hemen her branşta söz sahibi.
Lüks villasının masraflarını rahatlıkla karşılayıp yeni kliniğinin tadilatı için de çuval dolusu para dökerken, Leyla ile eşi Erdem kredi borcu altında eziliyor, Sevgi ile Fiko sürekli maddi sıkıntı çekiyor. Ancak ekonomik problemler nedense bir tek Ada’ya uğramıyor.
Seyirciyi cezbetmesi beklenen Ada-Özgür ilişkisi ise Sevgi’nin (Boncuk Yılmaz) annesi Mükerrem’in (Füsun Demirel) aşkı kadar dahi ilgi çekmiyor.
Daha tanışmalarından itibaren ruhsuz başlayan ve böyle ilerleyen bu ilişki, adeta “Aman canım, sonu da ne olursa olsun,” dedirtiyor.
Sevgi ile eşi Fiko (Rıza Kocaoğlu) cephesine gelindiğinde birkaç ayrı hikayeyi birden aynı anda izliyoruz. Fiko’nun yıllar sonra yeniden hayatına giren babası Rıza (Atsız Karaduman) ile ilişkileri, Kocaoğlu ile Karaduman’ın başarılı oyunculuklarının da sayesinde yoğun dramatik anlara sahne oluyor.
Bu arada, Sevgi’nin davalarına bakıldığında Ayvalık’ta suç oranının çok yüksek olduğu gibi enteresan bir sonuç ortaya çıkıyor. Öyle ki çocuk tacizi, arazi mafyası, uyuşturucu kullanımı, kundaklama, darp, yaralama, cinayet akla ne geldiyse dizide konu ediliyor.
Yani aslında konu bulmak adına her tuşa aynı anda basılıyor. Sadece suç dosyaları değil depremzedelerin sorunları, zeytinliklere göz dikilmesi, azınlıkların problemleri, şehit ailelerinin yaşadıkları, Çanakkale Savaşı, akla ne geldiyse konu edilip derinine inilmeden de geçiştiriliyor.
Aile dizimi konusunda yine yoğun teatrallik barındıran iki sahneye imza atılırken, bu sezonda konunun ağırlığının azaltıldığı fark ediliyor.
Sezon boyunca türlü konulara değinen ve her telden çalsa da iyi kötü bir ritm tutturan dizi, sekizinci ve son bölümde ise pusulayı iyice şaşırıyor.
Dizi, üç sezondur altını dönüp dönüp çizdiği ana temayı unutup bütün savunduğu savları da paramparça ederek Game of Thrones bölümlerini aratmayan bir gelişmeye imza atıyor.
Öyle ki bu dizi, ilk iki sezonu boyunca kökleri anlama, geçmiş travmaları çözme ve bireysel farkındalıkla kendi kaderini dönüştürme gücü üzerine kuruluydu. Karakterler “aile dizimi” sayesinde geçmişin yüklerinden sıyrılıp özgürleşmeye çalışıyordu.
Finalin, her şeyi kişinin iradesinden bağımsız ve tamamen “kaçınılmaz bir kader” çizgisine bağlamasıyla akla Sezai Karakoç’un “Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır/Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır” dizeleri geliyor.
Yani izleyiciye verilen “geçmişi şifalandırarak geleceği değiştirebilirsin,” mesajının ortadan kalkmasıyla Zeytin Ağacı bir bakıma kendi kendini de sabote etmiş oluyor.
Şarkılarla da iyice ağdalı hale getirilen bu sahneler, yaz sıcağında biraz Ayvalık havası alıp ferahlatmak isteyen seyirciyi adeta bir arabesk filmin ortasına atıyor.
Oyunculuklara gelecek olursak Tuba Büyüküstün, herhangi bir his barındırmayan donuk performansını istikrarla sürdürüyor. Ne acı verici gelişmelerde ne de mutlu anlarda yüzündeki ifade neredeyse hiç değişmiyor.
Dizinin en hakiki performanslarından birini sergileyen Seda Bakan yine ışıl ışıl parlarken, Leyla karakterini oynamıyor adeta yaşıyor. Eşlikçisi olarak kocası Erdem rolündeki Umut Kurt da başarılı.
Özgür rolündeki Şükrü Özyıldız, biraz da Tuba Büyüküstün ile karşılıklı oynamak zorunda kalmasının etkisiyle karaktere fazla bir şey katamıyor.
Ada’nın kızkardeşi rolündeki İlayda Akdoğan ise özellikle Büyüküstün ile yer almadığı sahnelerde çok daha iyi bir performans sergiliyor.
Fiko rolündeki Rıza Kocaoğlu, babasını canlandıran Atsız Karaduman, Sevgi’nin annesi Mükerrem rolündeki Füsun Demirelve evlatlık kızları Halime rolündeki küçük oyuncu Tomris Yaz Yıldız da “ailece” dizinin en iyilerinden.
Özellikle ikinci sezonda zorlama bir oyunculuk sergileyen Sevgi rolündeki Boncuk Yılmaz ise bu sezon nispeten daha iyi.
Sonuç olarak aile dizilimi gibi tartışmalı bir konuyu ekrana getiren Zeytin Ağacı, kadrosundaki Seda Bakan, Rıza Kocaoğlu, Füsun Demirel, Fırat Tanış gibi güçlü isimlerin desteğine ve Ayvalık’ın güzelliklerine rağmen ayakta duramıyor.
Üç sezon boyunca affetme, şifalanma, aileden gelen geçmiş travmaları iyileştirerek hayatını düzeltme gibi temalar işleyen dizi, finaliyle bambaşka bir yola sapıyor.
Dram dozundan beslenmeyi ve izleyiciyi şaşırtarak etkili bir final yapmayı hedefleyen dizinin bu çabası hedefini şaşıran bir kurşun etkisi yaratıyor.
Böylelikle Netflix’in diğer birçok başarısız yerli projesi ile aynı kaderi paylaşan Zeytin Ağacı, bu haliyle herhangi bir şey vaat etmeyerek sona eriyor. Çok daha başarılı projelerde görüşmek dileğiyle.





















2 Yorumlar: "Zeytin Ağacı 3. sezon: Yaz sıkıntısı"
Şule Hatipoğlu 7 Temmuz 2026 (13:29)
İyi ki varsın Burcu. Arada bir merak kıvılcımıyla izleme hatasına düşebileceğim bir seriydi. Oysa sen hepimizin adına izliyor değerlendiriyor ve fikir veriyorsun. Sayende kazandığımız zamanın maddi bir karşılığı yok. Helal et
sinekaf 8 Temmuz 2026 (13:59)
Çok teşekkür ederim Şuleciğim. Mutlu oldum.