Gelin/The Bride: Çirkinler de Sever

(8.5/10)

Ünlü oyuncu Maggie Gyllenhaal’ın Frankenstein romanına tamamen farklı bir perspektiften baktığı Gelin/The Bride filmi, 6 Mart Cuma günü gösterime girecek.

Filmi basın ön gösteriminde izleyip sizler için değerlendirdim:

Filmin fragmanını izlemek için linke tıklayın 

Gelin The Bride
Maggie Gyllenhaal’ın yönettiği ikinci uzun metrajlı film olan Gelin’in senaryosu da ünlü oyuncuya ait. Filmde Jessie Buckley, Ida/Penny ve Frankenstein serisinin yazarı Mary Shelley’yi canlandırırken, Frankenstein’ın Canavarı rolünde Christian Bale yer alıyor.

Filmde diğer rollerde Penelope Cruz, Peter Sarsgaard, Annette Bening, Jake Gyllenhaal, Julianne Hough, John Magaro ve Jeannie Berlin’i izliyoruz. Filmin görüntü yönetmeni Lawrence Sher, kostüm tasarımcısı ise Sandy Powell.

Gelin The Bride

Film, 53 yaşında beyin kanserinden ölen, Frankenstein romanının yazarı Mary Shelley’nin (Jessie Buckley) ağzından hikayeye bir ön bakış yapan siyah beyaz sekansla açılıyor.

Frankenstein ve ona eş olarak “yaratılan” gelinin klasik öyküsüne alternatif yeni bir senaryo yazan Gyllenhaal’un baş karakteri Ida, beklenmeyen bir durumun sonrasında çok da bağlı olmadığı “ilk hayatına” veda ediyor.

Gelin The Bride

Hikaye buradan bir başka mekana sıçrama yapıyor ve gizemli bir adam, “yeniden hayat” deneyleri yapan Doktor Euphronius’un (Annette Bening) kapısını çalıyor. Doktor, böylece kitaplarını okuyarak bilgi edinen Frankenstein’ın Canavarı (Christian Bale) ile tanışıyor.

Orijinal öyküde erkek olan ve ismi Septimus Euphronius olan bilim adamı, Doktor Victor Frankenstein’ın akıl hocasıydı ve “gelini” onunla beraber yaratmışlardı. Ancak Gyllenhaall’ın feminist mesajlar üzerine kurulu hikayesinde pek çok baş kahraman gibi doktor da bir kadın.

Gelin The Bride

Dünyada “yalnız” olduğunu ve yüz yılı yakın süredir “eşini” bulamadığını belirten Frankenstein’a başta “hayır” diyen doktor, sonra ikna oluyor.

İkili, mezarlığın yolunu tutuyor ve mezardan bir ceset çıkararak laboratuvara getiriyorlar. Deneyin birkaç “yolunda gitmeyen” ayrıntının dışında başarıyla sonuçlanmasının ardından Frankenstein’ın gelini yani eski adıyla Ida hayata yeniden gözlerini açıyor ve macera başlıyor.

Bu yeni hikayenin klasik Frankenstein öyküsünden en temel farklarından biri, gelinin karşısında canavarı görünce dehşet ve korkuya kapılmamış olması, kaçmaması, hatta onu kendine yakın hissetmesi.

Her seferinde çaresiz, mutsuz ve zararsız canavarı tersleyen, hatta bir filmde onu yaratan Victor Frankenstein ile sevgili olmayı seçen gelin, bu defa bu en az kendisi kadar çirkin yol arkadaşıyla maceraya atılmayı seçiyor.

Gelin The Bride

Deneyin olumlu gitmeyen sonuçları sebebiyle ağzının yanında mürekkep lekesine benzer bir iz kalan, saçları elektrik akımından dolayı diken diken olan, dili kararan ve bir bacağı kırılan gelin, canavar ile ilginç bir ikili oluşturuyor.

Bu noktada Bonnie ve Clyde, Katil Doğanlar, Thelma ve Louise gibi filmlere de saygı duruşunda bulunan Maggie Gyllenhaall’ın feminist kahramanı gelin ne kadar sert ve gözü pekse, siyah beyaz aşk filmlerine tutkun canavar ise bir o kadar romantik. Böylece ortaya ilginç bir dinamik çıkıyor.

Gelin The Bride

Canavarın idolü ve Ronnie Reed (Jake Gyllenhaal) ise romantik siyah beyaz müzikallerde dans yeteneklerini de sergileyen bir aktör.

Yıllar boyu bu oyuncunun filmlerini izleyen, karanlıklarında saklandığı sinema salonlarında dışarıdaki gibi yüzüne maske, başına şapka takmak zorunda kalmayan canavar, Reed ile ilgili gazete kupürlerini biriktirecek kadar fanatik bir hayran.

Gelin The Bride

Daha önce La La Land filminde Damien Chazelle’in de selam durduğu dans ve sinema efsanesi Fred Astaire’e gönderme yapılan Reed karakteri ile canavarın kendisini özdeşleştirmesi ise tesadüfi değil.

Bir ayağı diğerinden kısa olduğu gibi kendine birinin altı daha kalın olan özel dans ayakkabıları yaptıran bu yakışıklı figürü canavar biraz da “kendisi gibi kusurlu” buluyor. Yani aktör Reed, onun hem sevdiği, hem de aslında olmak istediği kişi.

La La Land

Tam da bu sebepledir ki ikinci hayatında hafıza sorunu yaşadığı için “Benim ismim neydi,” diye soran geline “Ginger,” yanıtını veren canavar, kızın bu ismi beğenmemesi üzerine ona hiç olmazsa Rogers soyadını veriyor.

Ünlü aktör Fred Astaire, aynı zamanda sevgilisi de olan partneri Ginger Rogers ile on filmde beraber oynamış ve bu filmler dönemlerinde gişe rekorları kırmıştı.

Gelin The Bride

Hikaye ilerledikçe feminizm dozu artan bu gotik kara mizah filminde erkeklerin dünyasında ayakta durmaya çalışan bir başka karakter de Myrna Mallow (Penelope Cruz)

Dedektif Jake Wiles’ın (Peter Saarsgard) ortağı Myrna, erkek polisler tarafından hakkı teslim edilmeyen, zeki bir dedektif. Ancak polis rozetini kötüye kullanan Jake’ten fazla çaba göstermesi gerekiyor ki erkeklerin dünyasında bir yere gelebilsin.

Gelin The Bride

Gelinin beklenmedik biçimde bir toplumsal kadın hareketi figürüne dönüşmesi üzerine vakaya ilgi artınca ortaya hem eğlenceli, hem de feminist mesaj veren bir tablo çıkıyor.

Ida/gelinin hareket noktası olan bir suç örgütü elebaşıyla hesaplaşması da öyküye güçlü bir başka yan hikaye kazandırırken, kavanoz içindeki kesilmiş kadın dilleri, çok önemli bir metafor olarak ön plana çıkıyor.

Gelin The Bride

Hem “Ben kimsenin gelini değilim,” çıkışını yapan Ida, hem de “Soyadım Frankenstein, ismim ise yok,” diyen canavar ayrı ayrı kimlik bunalımı yaşarken ortaya çıkan bir gelişme ikiliyi farklı bir yol ayrımına getiriyor.

Sonuç itibariyle, başkalarının çirkin bulduğu, ancak birbirlerine hiç de öyle gelmeyen bu çiftle alternatif bir evren kuran Maggie Gyllenhaal, hem Frankenstein’a eşsiz bir alternatif yorum yapıyor, hem de korku filmi izleyeceğini düşünen seyirciye 126 dakikalık bir gotik aşk öyküsü sunuyor.

Gelin The Bride

Alt metin ve mesajlar açısından çok zengin olan, bunu metaforlar ve çok sayıda klasiğe yaptığı göndermelerle de besleyen film, son yılların en iyi deneysel çalışmalarından biri.

Filmde üç ayrı rolü de başarıyla üstlenen Jessie Buckley, etkili, başarılı, hem ürküten, hem de kendine yakın hissettiren yorumuyla büyük bir alkışı hak ediyor.

Gelin The Bride

Her rol için kendini baştan yaratan Christian Bale ise yine terini, emeğini bu film için akıtıyor. Rollerinin her zaman altından başarıyla kalkan Bale, bu kez de inanılmaz bir Frankenstein olarak kamera karşısına geçiyor.

İzleyiciyi kendilerine sonuna kadar inandıran Buckley-Bale ikilisinin sinema dünyasının son yıllardaki en iyi çiftlerinden biri olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz.

Gelin The Bride

Adeta siyah beyaz dönem müzikallerden kopup gelen Jake Gyllenhaal, şık tayyörleriyle suçlu kovalayan Penelope Cruz ve tam bir Dick Tracy olan Peter Saarsgard da rollerinin hakkını sonuna kadar veriyor.

Film, baş kahramanı olan gelinin yüzü gözü mürekkep sıçramışçasına lekeli, diken diken saçları, baş kaldırının simgesi gibi giydiği kırmızı elbisesi ve kırmızı botlarıyla yarattığı ikonik görüntüsüyle de hafızalara kazınacak gibi görünüyor.

Gelin The Bride

Tam artık sinema adına yeni bir şeyler yapılamayacağı söylenirken her seferinde bizleri yanıltan filmlerden biri de hiç kuşkusuz Gelin/The Bride.

Türünün meraklıları başta gelmek üzere herkese izlemesini tavsiye ediyorum.

Gelin The Bride

 

Yorum Yapılmamış: "Gelin/The Bride: Çirkinler de Sever"

    Yorum yap

    E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.